Onun bir gemisi olsaydı, kocaman bir gemisi olsaydı, vinçli bir gemisi olsaydı. Hiçbir şehirde üç saatten fazla kalmadan, büyük şehirlerin gece ışıklarını, dört mil mesafeden son hızla geçip giderken seyretmek... Hiçbir şehirde beş saat kalmadan şehirden şehre, denizlerden denizlere, insanlardan insanlara, yurtlardan yurtlara...
Sayfa 14 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
Fakat toprağın üstünde koşan, onun üstünde beş on para kazanmak kaygısıyla dönüp dolaşan insanlar ne tuhaf mahluklardı. Ve denize bir dakika durup bakmaya vakitleri olmadığını söyleyen bu insanlar ne zevksiz mahluklardı.
Sayfa 14 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
Bu yeşil, sarı, lacivert bayrak sizin bayrağınız. Komşu kabilenin bayrağı aynı renkte, aynı şekilde fakat üzerinde dokuz yıldız var.
Onun için mi boğazlaşıyorsunuz? Kavgadan evvel evlerinde yemek yediğin, başı sana dokunduğu zaman yaşadığını hissettiğin çocuğu bu dokuz yıldız için mi öldüreceksin?
Anlaşıldı, ben bayrakları değil insanları seviyorum.
Sayfa 101 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
Bu kitapla ilgili düşüncelerimi aktarmak benim için oldukça zor olacak. Çünkü bu kadar imgeli, duygu yüklü ve gizemli bir kitabı anlatmak benim için kolay bir iş değil. Ama "hayatımın kitabı" diyebileceğim bu kitap için bu kadar zorluğa katlanmaya değer.
Kitap bir öykü kitabı olarak geçiyor. Dört ana bölümün içinde, küçük küçük durumlar, olaylar anlatılıyor. Bütün bu bölümler birbiriyle bağlantılı. Yazar bu hikayeleri, direkt kendi ağzıyla yazdığı dipnotlarla süslemiş. Dört bölümün her biri, kitabın dört ana karakterinin ağzından anlatılıyor.
Hikayelerde toplumsal olaylardan, karakterin ruhsal durumundan, ‘gecenin işçilerinden’ bahsediliyor. Soyutluğun, imgelerin bol bol bulunduğu bu hikâyelerde, yeri geliyor düş ile gerçeğin ayırdına varmak imkansız oluyor. Neyin kafada yaşandığı, neyin gerçek neyin hayal olduğu anlaşılmıyor.
Yazarın dili o kadar güzeldi ki nasıl anlatsam, ne desem bilemiyorum. Kullandığı alışılmadık sözcükler, kendine özgü sözdizimleri beni en çok büyüleyen şeylerden biri oldu. Sanırım yazarın dilinin güzelliği, en güzel onun sözleriyle anlatılabilir:
“1.Dipnot
Kestirip atmak güç ya, kimi yazarın dilinde söyleyişin en incesini sözcüklerin birer ok gibi art arda fırlatılmasını sağlar; kimininkinde ise bir karasu gibi akış. Benim dilim çiçek dermek üzere eğilip kalkan bir gövdenin yumuşaklığına, dalgalanışına ulaşmalı. “
Anlatım tarzındaki şiirsellik sanırım bu kitabın en sihirli özelliğiydi. Kitaptaki her sözcüğün ardından yeni bir gizem belirdi sanki. İkinci bölüme geldiğimde, kitabın bakış açısı bambaşka bir havaya büründü. Birinci bölümde kötü anlatılan şeyler ikinci bölümde birdenbire iyi anlatılmaya başlanmıştı. Her yeni bölümde kitaba yeni bir boyut ekleniyor, kitap yeni bir hissiyata bürünüyordu. Sanki kitabın bin bir çeşit anlatıcısı