Ben! diye bağırdım bütün gücümle. Sonra adımı tekrarladım birkaç kere. Ben, burada gizli bir mezhebin kurbanı olarak bir saksı çiçeği gibi kuruyup gidiyorum. Ben, çiçeklere bakmasini bilmedigim gibi, kendime bakmasini da bilmiyorum. Ben, yalnızlığı istemekle suçlanıp yalnızlığa mahkum edildim. Bu karara bütün gücümle muhalefet ediyo-rum. Ben yalnızlığa dayanamıyorum, ben insanlarin arasında olmak istiyorum. İnsanların düşmanlara da ihtiyaci vardır. (Dostlarının değerini bilmek için.) İşte tek basima yıkılmış durumdayım: Ne yemek pişirmesini, ne de okumasını becerebildim; ne Ingilizce'yi, ne de tabiati sevmesini öğrenebildim. (Sabahları on beş dakikalık tabiatsevgi gösterisinden sonra, yarım saat de konuşma talimi yapmalıydım.)
Yeni bilgiler öğrenmek bir yana, eski bildiklerimi unutmaya başladım. Düşüncelerimin doğruluğunu ölçmekten yoksun kaldım artık. Kimsenin gözünde, anlattıklarımın yansımasını göremiyorum, artik? Her şeyi unutuyorum, noktalamayı bile? Ünlem işaretinin nerede kullanılacağını bilmiyorum? Üstelik ne ıstırap çekmeyi ne de gerçekten korkuyu öğrenebildim (ya da öğrenemedim). Hangi sözü kullanacağımı bilmiyorum. Yalnızlığımın yalnız bana zararı dokundu.(İşte, bir cümlede iki kere 'yalnız' kelimesi kullandim.) Yenildiğimi kabul ediyorum? Gizli mezhep kuvvetlerinin geri çekilmesini istiyorum. Burada konserve yemekten ve kitap okuyamamaktan bıktım. Söz veriyorum: Bana eski durumum bağışlanırsa, evi saksılarla dolduracağım ve böceklerin evi istila etmesi pahasına, yerlerin ıslanması pahasına onlara bakacağım. Tabiati seveceğim, insanları seveceğim, yurduma yararlı olmaya çalışacağım, hiç bir düzene karşı çıkmayacağım. Herkese güleryüz göstereceğim, evleneceğim, çocuk yetiştireceğim, onların altını değiştireceğim, gece uyutmak icin sabırla masal anlatacağım,