“Bütün dünya toplumcu olduğu gün, yeryüzünde kadın-erkek diye bir şey kalmayacak, yalnız eşit haklara sahip emekçiler bulunacaktır.” (s.58)
“Kadın eyleme girişmediği için düşünce ve sanat alanlarında ayrıcalıklı bir yere sahiptir; oysa düşünce ve sanatın en canlı kaynakları eylemdedir. dünyayı yeniden yaratmak isteyen kişi için, onun dışında kalmak pek de iyi bir durum değildir. burada da eldeki verinin ötesine geçebilmek için, önce onun dört bir yanına kök salmış olmak gerekir. topluluk olarak öbürlerinden aşağı tutulan insan kategoryaları içinde kişisel alanda kendini bütünlemek hemen hemen olanaksızdır. bu daracık eteklerle nereye gidelim istiyorsunuz diye soruyordu marie bashkirtseff. stendhal’de, kadın olarak doğan bütün üstün yetenekler, halkın yararı uğruna harcanıp gitmiştir der. aslını ararsanız insan üstün yetenekli doğmaz, sonradan olur. kadının içinde bulunduğu durumsa, bu oluşu şimdiye dek engellemiştir.” (s.143)
"Kadın olmak der kierkegaard, öylesine garip, karışık, karmaşık bir şeydir ki; hiçbir yüklem onu tek başına anlatamadığı gibi, kullanılacak çeşitli yüklemler bir tek kadının kaldıramayacağı kadar çelişir.” buysa kadının olumlu bir biçimde yani kendisi için varolam varlığına göre değil de, olumsuz bir biçimde yani erkeğe gözüktüğü gibi ele alınmasındandır.” (s.158)
“İnsan kadın doğmaz, sonradan olur. insan dişisinin toplum içerisindeki görünüşünü belirleyen biyolojik, ruhsal ve iktisadi bir yazgı yoktur, erkekle kadınsı erkek denilen iğdiş edilmiş cins arasındaki bu ürünü yaratan uygarlığın tümüdür. ancak başkasının araya girişi bir bireyi öteki varlık haline getirebilir. kendisi için varolan çocuk, ayrı bir cinsten olduğunu yakalayamaz.” (s.231)