Nedense,hayatta bir müddet beraber yürüdüğümüz insanların başına bir felaket geldiğini, herhangi bir sıkıntıya düştüklerini görünce bu belaları kendi başımızdan savmış gibi ferahlık duyar ve o zavallılara, sanki bize de gelebilecek belaları kendi üstlerine çektikleri için, alaka ve merhamet göstermek isteriz.
Mühimce mevkilere geçen adamların esaslı adetlerinden biri de galiba eski-ve kendilerinden geri kalmış-arkadaşlarına karşı gösterdikleri bu biraz da şuurlu dalgınlıktı.Sonra, o zamana kadar "siz" diye hitap ettikleri dostlarına birdenbire ahbapça "sen" diyecek kadar alçakgönüllü ve babacan oluvermek, karşıdakinin sözünü yarıda kesip rasgele mânâsız bir şey sormak ve bunu gayet tabii, olarak hatta çok kere şefkat ve merhamet dolu bir tebessümle yapmak...
...Fakat insanlar nedense daha ziyade ne bulacaklarını tahmin ettikleri şeyleri araştırmayı tercih ediyorlar.Dibinde bir ejderhanın yaşadığı bilinen bir kuyuya inecek bir kahraman bulmak, muhakkak ki, dibinde ne olduğu hiç bilinmeyen bir kuyuya inmek cesaretini gösterecek bir insan bulmaktan daha kolaydır.