"Buhran geçiren Dostoyevski karakterlerine dönmüştüm. Vicdanım en az Raskolnikov kadar kanıyordu. O bile yaptığının doğru olduğuna kendini ikna etmişti, ama ben edemiyordum. ... Raskolnikov bile günlerce yatağa düşmesine rağmen sokağa çıkıp insan içine karışabilmişti, ama ben yapamıyordum. Yataktan çıkıp duş alacak, giyinecek ve işe gidecek enerjim yoktu. Yatarak biriktirdiğim tüm enerjiyi bira siparişi verip onları tüketerek harcıyordum. Yemek yemiyor, açıkçası yiyemiyordum. Midem katı hiçbir şeyi kabul edecek durumda değildi.
Pişmanlık, vicdan azabı ve utanç kaldıramayacağım kadar büyük bir yük bindirmişti üzerime. Kıpırdayacak halim yoktu. Herkesin hayatını baştan sona zehir ediyordum. İsmer Özel'in dediği gibi, "Her sevinç nöbetinde kusmak sunuldu bana..."