Bir hiçleşme fiiline götürmeyen hiçbir dikkat yoktur: Klasik ahlakçıdan Proust'a kadar, gözlemciye getirdiği bütün sakıncalarla birlikte, gözlemin mukadderatıdır bu. İnceden inceye izleyen gözün altında her şey dağılır: tutkular, her türlü badireye bağlanmalar, coşkunluklar, başkalarına ve kendilerine sadık kalan basit zihinlere vergidir.
İnsan ancak genel yazgıya sadık kalarak döl tutar. İblisin ya da meleğin özüne yaklaşırsa, ya kısırlaşır ya da eciş bücüş evlatları olur. Raskolnikov için, İvan Karamazov ya da Stavrogin için aşk, kayıplarını hızlandırmanın bir bahanesidir sadece; Kirilov'la bu bahane bile ortadan kalkar: Artık insanlarla değil, Tanrı'yla boy ölçüşmektedir. Budala ile Alyoşa'ya gelince, birinin İsa'yı, diğerinin melekleri taklit ediyor olması, onları hemen güçsüzler arasına yerleştirir...
Nesiller, yorgunluğu biriktirir ve aktarırlar; babalarımız bize bir kansızlık mirası, bir yılgınlık yedeği, bir çürüme kaynağı ve yaşam içgüdülerimizden daha güçlü bir hale gelen bir ölme enerjisi bırakmışlardır.
Ölmekte olan birinin yanında, hemcinsleri mırıldanılmalarının üzerine eğildiklerinde, son bir isteği okumaktan ziyade ileride hatırasını yad etmek için zikredebilecekleri bir söz arayışıdır bunun nedeni.