Bazen yaşarken gördüklerimi ölümün eşiğinde olanların gördüğünü düşünüyordum. Istırap, telaş, korku, yaşama arzusu hepsi yok olmuştu içimde. Bana telkin edilen inançlardan, kaidelerden uzak durarak apayrı bir huzur duyuyordum. Beni teselli eden tek şey ölümden sonraki yok olma ümidiydi. İkinci bir hayat düşüncesi beni korkutuyor ve yoruyordu. Henüz içinde yaşadığım dünyaya bile alışmamışken öbür dünya benim neyime!
Acaba kalbin durmasıyla duygular ve düşünceler de duruyor mu, yoksa kılcal damarlarda kalanla bir süre daha belli belirsiz bir hayat devam ediyor mu? Ölüm hissinin kendisi korkunç bir şey, hele bir de insan ölmüş olduğunu hissediyorsa!
Odam zaten bir tabut değil miydi? Yatağım, bir mezardan daha soğuk ve karanlık değil miydi? Hep serili olan bu yatak uykuya çağırıyordu beni! Kaç kez tabutta olduğumu düşündüm. Geceleri odam küçülüyor, beni sıkıyormuş gibi hissederdim. Mezarda hissedilen de aynı böyle değil miydi? Ölümden sonraki hislerden haberi olan var mı?
Çoğu zaman unutmak, kendimden kaçmak için çocukluk günlerimi hatırlıyorum. Kendimi hastalanmadan önceki halimle hissetmek için yapıyordum bunu, sağlıklı olduğumu hissetmek için. Henüz çocuk olduğumu düşünüyordum. Ölümüme, yok oluşuma acıyan ikinci bir varlık vardı içimde, ölüp gidecek olan bu çocuğun haline acıyan.