Birbiriyle çelişen o kadar şey gördüm, türlü türlü laflar duydum ve bakışların muhtelif eşyanın, ardında ruhu saklayan sert, ince bir kabuğu andıran yüzeyini öyle bir aşındırdı ki artık hiçbir şeye İnanmaz oldum.
Ben yalnızca kendi gölgemle güzelce konuşabiliyorum.Beni konuşmaya zorlayan da oydu zaten. Yalnızca o tanır beni, mutlaka anlar. Özsuyunu, hayır, hayatımın acı şarabını damla damla gölgemin kurumuş boğazına damlatmak, sonra ona; "İşte bu benim hayatım!" demek istiyorum.
Ben daima dünyadaki en iyi şeyin suskunluk olduğuna inanırdım. İnsanın butimar kuşu gibi deniz kenarında kanatlarını açıp bir başına oturmasının daha iyi olduğunu zannederdim.
Bir şey söylemek istedim, fakat kulaklarının uzaklardaki göksel, yumuşak bir musikiye alışmış olması gereken hassas kulaklarının, benim sesimden nefret etmesinden korktum.