İnsan da kendine karşı aynı biçimde duyarlı olabilir. Örneğin insan yorgunluğunun da, isteksizliğinin de farkında olabilir; kendini bu duygulara bırakmak, bu durumu olumsuz düşüncelerle desteklemek yerine -bunu yapmak o anda çok kolaydır çünkü- kendine "ne oldu?" diye sorar. Neden üzgünüm? Kızdığı, hiddetlendiği, düşlere dalmak üzere olduğu ya da başka kaçış yolları aradığı zaman da olur aynı şey. Bu durumların hepsinde önemli olan şey bu duyguların bilincinde olmaktır; bulunabilecek binbir yol arasından birini seçip bunları akla uydurarak aldatıcı bir çözüm yolu bulmak değil; bundan başka içimizden gelen sese de açık olmamız gerekir; içten gelen bu ses bize -çoğu zaman hemen- neden huzursuz, üzgün ya da kızgın olduğumuzu bildirir.
Yararlı şeyler, insan gücü, insan hüneri de mala dönüşür; bunlar da pazardaki koşullar altında, zor kullanılmaksızın, dolandırıcılığa başvurulmaksızın alınıp satılır. Gereksinme duyulsa, yararlı görülse de, pazarda aranmıyorsa, örneğin ayakkabıların hiçbir değeri (değiştirme değeri) yoktur; pazarın o günkü koşullarına göre gereksinme duyulmuyorsa, insan gücünün, insan ustalığının da hiçbir değiştirme değeri yoktur.
Batı düşüncesinin ana akışı içinde doğru olan bunun tersidir. İnsanın, son ve değismez gerçekliği doğru düşünerek bulması beklendiğinden düşünce üzerinde büyük bir önemle durulmuştur; bu arada iyi eyleme de önem verilmiştir. Dinsel gelişmede bu anlayış, dogmalarda söylenenler üzerine sonu gelmez tartışmaların doğmasına, "inançsızların" ya da inançtan ayrılanların hoş görülmemesine yol açmıştır. Daha da ileri giderek dinsel tutumun başlıca amacını, "Tanrı'ya inanmayı" çok önemli
saymıştır. Elbette bu insanın doğru yaşaması gerektiği konusunda bir görüş bulunmadığı anlamına gelmez. Gene de Tanrı'ya inanan kişi -Tanrı'yı yaşamasa bile- Tanrı'yı yaşayan ama ona "inanmayan" kişiye üstün sayıyordu kendini.
Çelişik mantığı öğretenler insanın gerçekliği ancak zıtlıklarla kavrayabileceğini, son ve değişmez gerçeklik olan birliği, Bir'in kendisini, hiçbir zaman düşünceyle kavrayamayacağını söylerler. Bu da insanın son ve değişmez amaç olan yanıtı düşünceyle aramaması sonucunu doğurur. Düşünce bizi olsa olsa şu bilgiye götürebilir: Son ve değişmez yanıtı veremez düşünce. Düşünceler dünyası çelişmelere takılır kalır. Dünyayı kesinlikle kavrayabilmenin tek yolu birliği düşüncede değil, eylemde yaşamaktır. Böylece çelişik mantık bizi
şu sonucu götürür: Tann sevgisi ne Tanrı'yı düşünceyle tanımak, ne de Tanrı'yı sevdiğini düşünmektir; Tann sevgisi, Tanrı'yla bir olacak biçimde yaşama eyleminde ortaya çıkar.
İyi ve doğru düşünmek mutlak ve değişmez gerçeklik değilse, kurtuluşa götüren yol değilse, düşünceleriyle başka bir sonuca varmış olanlarla savaşmanın hiçbir anlamı yoktur.