“Dünyada belirgin olan tanrı/tanrısal fikri, Gerard Manley Hopkins’in ifade ettiği gibi "Tanrı'nın ihtişamıyla yüklü" doğa fikri ve her bir insan ruhunda mevcut, Augustinus'un deyişiyle "bana benim kendime olduğumdan daha yakın", olduğu fikri veya Aziz Paul’ün çok daha önce "o ki onda yaşar, onda hareket eder ve onda varlığımıza sahip oluruz"; demesi, tüm bunlar, Tanrı dediğimiz şeye uygulanan "doğaüstü" sınıflandırmasının yararIılığını daha da aşındırır. Elbette, modern bakış açısının "büyüsünü kaybetmiş", anlamdan ve değerden yoksun” doğa imajını benimsersek, o zaman, tanrının kendini ima ettiği durumlara anlam vermek için, doğanın ve doğal olanın "ötesine" bakmaktan başka çaremiz kalmaz. Ancak, çağdaş sekülerleştirilmiş "doğal" kavramının hâkimiyet kazanmasından önce, yüzyıllar boyunca serpilmiş ve uzun süre devam etmiş çok daha zengin bir doğa anlayışı vardır ve bu daha önceki kavrayışa bir göz atarsak, dini deneyimle bağlantılı olarak "doğaüstü" terimini getirme ısrarının arkasındaki motivasyonun çoğu azalmaya başlar.”