“… Bu tür deneyimleri lafzi doğruluğun kuru olgusal diliyle tanımlamanın bu kadar zor olması felsefeye duyulan ihtiyacı yalnızca pekiştirir; eğer insanlık durumunun gizeminin ve karmaşıklığının hesabı verilmek isteniyorsa, (ne kadar değerli ve vazgeçilmez olsalar da) mantıksal analizin katı araçlarıyla elde edilenlerden daha fazlasına başvurmak gerekir.”
“İçimizdeki derinlerde, bilinçli kavrayıştan kaçan bir şeyden fışkıran gizemli karakterleri, tam da bizi ulaşamayacağımız bir şeye yönlendirdiği ölçüde kutsalın ayırt edici özelliğini taşır”
“Tanrısal olanın kutsallığı, sonsuz derecede daha fazla olsa da bunun gibidir: ona yaklaşılamaz veya kuşatılamaz, çünkü nihai olarak anlaşılmaz kalır. Öyleyse Yahudi-Hıristiyan geleneğinde düşünüldüğü gibi Tanrı nasıl bir sevgi nesnesi olabilir? Tam olarak şu nedenle bana göre: Kuşatılamaz, sonsuza dek ulaşılmaz olan, ancak yine de bizi sonsuza dek kendimizi aşmaya çağıran sonsuz iyiye yönelik hep büyüyen insan özlemi sayesinde. Açıkça belirlenmiş bir nesnesi ve tatmin şekilleri olan sıradan şeylere yönelik bilinçli arzuların aksine, Tanrı arzusu; rasyonel bilinçli zihnin alametifarikası, önermelerle şekillendirilmiş biliş seviyesinin çok altında gömülü, ucu açık bir özlemdir.”
“Zihnin işleyişine ilişkin modern bilimsel araştırmalara sıçrarsak, İngiliz teolog Graham Ward'ın deyimiyle “inanç arkeolojisi"ne (bir şeye inandığımızda yüzeyin altında yatan şeye) son yıllarda artan bir ilgi vardır. Bir şeye inanmanın veya inanmamanın, ilgili kanıtları rasyonel bir şekilde değerlendiren kişinin görebileceğinden çok daha karmaşık ve çok katmanlı süreçleri içerdiği giderek daha açık hâle gelmektedir. …”