“Atina'nın yaşlı yurttaşlarının, Sokrates' in gençleri bütün ahlaki kuralları sorgulamaya yüreklendirdiğini öğrendikten sonra (muhtemelen kendi ergen çocuklarıyla yaşadıkları tatsız karşılaşmalar nedeniyle), onunla Antiphon'un doktrini arasında fark görmeyip gençlerin ahlakını bozduğuna hükmetmeleri şaşırtıcı değildir. Eğer "ahlakını bozmak" fiilini kelimesi kelimesine alırsak, hüküm doğruydu. Gençlere, bir insanın tam özgürlüğünü kazanmak için, kabul edilmiş tüm davranış ilkelerini sorgulamaları gerektiğini ve tüm ahlaki soruları kendi kendilerine yargılamayı hedeflemeleri gerektiğini söylemek, ailelerin ve toplumun çocukluklarını titizlikle kuşattığı ahlaki dayanak ve payandayı kesmek bakımından ahlak bozmaktır. Sokrates aslında, insan türünün tarihi boyunca, aileden millete her büyüklükteki insan gruplarını bir arada tutan ne varsa, yani otoriteye itaat ve geleneğe riayet ahlakını ve sosyal baskının ahlakının ötesine geçiyor, Dağ Vaazının Musa’nın Yasası' nın ötesine geçmesi gibi başka tür bir ahlak başlatıyordu. Bu yeni ahlakın kaynağı ruhun kendinde saklıydı. Bu ahlak manevi mükemmelliğe talip olma ahlakı olarak adlandırılabilir. Eğer manevi mükemmellik yaşamın amacı ve mutluluğun sırrı kabul edilirse ve her insan ruhu kendi 'iyi'sini görebilirse, o zaman eylem, dışarıdan gelen hiç-bir davranış kuralı tarafından yönetilemez. Herhangi gerçek bir vakada, böyle kuralların geçerli olup olmadığı sorusu, her bir ruhun sadece içten ve tarafsız yargısıyla kararlaştırılabilir.”