Sina

Sina
@Sinat
Ticaret
Okur yazar
Antalya/Sivas
Sivas
264 okur puanı
Aralık 2019 tarihinde katıldı

Sina

, bir kitap okudu
Puan vermedi·104 syf.·
2025 1. kitabı
Francis MacDonald Cornford
8.2/10 · 1.091 okunma
Reklam
“Pythagoras felsefesinde olduğu gibi Platon'un Hatırlama kuramında da matematiğin mükemmel kavramları ve doğruları, mükemmelleştirilebilen ölümsüz bir ruh inancıyla bağlantılıdır. Dahası, Platon matematiksel bilginin öğelerinin, Sokratik bilginin öğeleri gibi, akılla anlaşılabilir gerçeklikle, yani yaşamın idaresini düzenlemesi gereken ahlâkî mükemmellik idealleriyle aynı seviyede olduğunu görmüştü. Platon her ikisinin de bağımsız ve nesnel varoluşunun, geçici şeylerin ve dünyevi olayların akışının ötesinde olduğunu iddia eder. Bunları bilen ruhun, o gerçek dünyanın sakini olması doğuştan gelen hakkıdır. Ruh her zaman orada kendi evindedir; maddesel varoluşun dikkatini dağıtmasından, bedenin duyularının ve arzularının yarattığı arsızlıklarından oraya her zaman kaçabilir. Ölüm, ölümsüz ruhun bedenden ayrılmasından başka bir şey değildir, bilgelik âşığının yaşamı bu nihai kurtuluşun provasıdır ya da kurtuluşa hazırlıktır. İki irdeleme dizisinin iç içe geçtiği Phaidon'un teması budur: Algılanabilen şeylerden bağımsız ideal Formların gerçekliği ile bedensel meskenden bağımsız bir ruhun gerçekliği.”
Sayfa 49·Kitabı okudu
“Sokrates tarafından kurulan gaye ahlakı, ideal bir mükemmelliği hedefleyen sürekli bir çabaya işaret eder. Bütün ilerlemelerin ilk koşulu, amacın açıkça görülmesi ve "hazzın" sahte ışıklarından ayırt edilmesidir. Platon bu sahte ışıkları, gerçek Helen Mısır’a kaçırılmışken, Yunanlıları Truva' ya çekmek için tanrılar tarafından yaratılan Helen hayaleti ile karşılaştırır. İdealin açık bir şekilde kavranması bilgidir, bu ancak çok düşünülerek kazanılabilir. Sokrates'in uygulamasındaki bu derinlemesine düşünme, çoğu zaman doğru davranışı tarif etmekte kullanılan terimlerin kendi özlü anlamını tanımlama denemelerine dönüşmüştür. Örnek olarak, herkes Adalet diye bir şey olduğunda hemfikirdir. Fakat bu kelimeyle ne demek istiyoruz? Eğer farklı insanların ve toplulukların "adil" ya da “doğru" diye telaffuz ettikleri eylemleri düşünüp karşılaştırırsak, karmakarışık ve şaşırtıcı fikirlerle karşılaşırız. Bir ülkede doğru kabul edilen bir gelenek başka bir ülkede yanlış diye yasaklanabilir. Eski sosyal kısıtlamaların ahlakına göre yaşayan biri, kendi yerel geleneklerinin kendisi için doğru olduğunu söylerken, komşularına göre başka geleneklerin doğru olduğunu söyleyecektir. Fakat yeni gaye ahlakı evrenseldir. Bütün insanlığın ancak ortak tek bir mükemmellik ideali, tüm gelenek ve davranışların ölçüldüğü tek bir standart olabilir. Dolayısıyla (Platon’un çıkardığı sonuca göre) “Adalet” gibi bir terimin, çeşitli zaman ve yerlerde adil addedilen çeşitli şeylerden bağımsız evrensel bir anlamı vardır. Bu mutlak anlam tanımlana bilir ve bilinebilir. Platon’un “Form” ya da “ideal” dediği budur, şeylerin doğasında sabittir, değişmezdir ve herhangi bir gurubun ya da bireyin keyfi kararlarının ötesindedir. Adalet'i bir "ideal" olarak ele
Sayfa 40·Kitabı okudu
“Sokrates dönem dönem insan ruhunun ufkunu genişleten az saydaki maceracılardan biriydi. Bu tipler, doğamızda var olduğu bilinmeyen güçleri hissetmiş ve kendi kişiliklerinde gerçekleştirmişlerdir. Kendi keşfettikleri gerçeği yaşayarak, dünyaya bunun aldatıcı bir hayal olmadığının güvencesini vermişlerdir. Tanımı gereği, bu hakikat kendi çağdaşları ve hemşerilerinin kavrayışının ötesindeydi. Görüşleri, yazarak vasiyet ettikleri metinler yoluyla değil, gelecek nesillere kendi yaşamlarını örnek göstererek yavasça aktarılmıştır. Çünkü birkaç istisna dışında, bunlar kitap yazmamışlardır. Bilgeydiler ve kitapların ruhun verdiği yaşamın, hepsini olmasa bile, çoğunu öldüreceğini biliyorlardı. Kullanabilecekleri tek dil kaçınılmaz olarak yanlış anlaşılmaya müsaitti. Yeni bir gerçek silsilesini, benzer kullanımların yıpranmış izlerini taşıyan kelimelere hapsetmek mümkün değildir. Yakın ilişkileri vesilesiyle kişiliklerinin gücünü hissedenler, söylediklerinden çok onlara inanmışlardır.”
Sayfa 37·Kitabı okudu
“Platon ve Aristoteles' in sonraki dönem yazılarında, gerçek benliğe özel bir isim verilir ve genellikle "akıl" olarak çevrilen nous denir. Modern kulaklar için "ruh" daha az yanıltıcı bir terimdir, çünkü "akıl, düşünen ama aynı zamanda arzulamayan bir melekeyi" hatıra getirir. Platon ve Aristoteles bu ruhu, bedenle ilişkilendirilen ve bedenin ölümüyle yok olan "ruhtan" farklı kabul eder. Ruhun mükemmelliği için Yunanlılar her zamanki "iyilik", areté, kelimesini kullanmışlardır; bu kelimenin "erdem" olarak çevrilmemesine dikkat etmek gerekir. 'Erdem' her zaman güncel davranış ideallerine uyum anlamına gelir. Erdemli insan toplumun geri kalanının onayladığını yapan kişidir. Sokratik felsefe bu uyumluluğu "popüler erdem" diyerek reddeder. Platon, "saygıdeğer yurttaşın" erdemini; arıların, karıncaların ve diğer sosyal böceklerin mutlak görev sorumluluğu özellikleriyle aynı seviyeye koyar. Sokrates' in ise "iyilikten" kastı bu değildir. Onun kendine yüklediği görevin tüm içeriği, insan kapasitesinin çoğunlukça kabul edilmiş sınırlarının üzerine çıkan manevi bir insanlık idealinin, saf ve masum uyumluluğun çocuksu ahlakının yerini almasıdır. Bu bütün dünyanın beklediği ve ödüllendirdiği kazanılabilir bir ahlak anlayışının yerine geçecek, yaşadıkları esnada dünyanın kendi dışına ittiği, ancak iş işten geçtikten sonra kahraman veya hatta tanrısal olarak tapmaya başladığı birkaç kişininki gibi mükemmelliği hedefleyen bir ahlak anlayışı olacaktı. İşte Sokrates böyle bir adamdı.”
Sayfa 35·Kitabı okudu
Reklam