Uykusuzluk, köklere çekiliş ve bireyselliğin başlangıcıdır. Zamanı optik bir yanılsama haline gelene dek inceltir, bizi ondan çekip alır ve son hatıralara sürükler, yani ilk olanlara. Uykusuzluğun ezgili dağılışı eşliğinde geçmişimizi tüketiriz. Ve böylece tüm zamanla birlikte ölüp gitmişiz gibi görünürüz.
Bilinç, özgürlük ve tembellik anları sayesinde ortaya çıkmıştır. Uzanıp gözlerini gökyüzüne ya da sabit bir noktaya diktiğinde seninle dünya arasında bir boşluk oluşur ve bu boşluk olmadan bilinç mümkün değildir.
Artık kimse ölümü düşünmüyor, kimse kafa yormuyor ölümü hakkında, bizi alıp götürdüğünde bile onunla meşgul değiliz.
Eskiler ölmeyi biliyordu. Ölümü küçümsemek bilgeliklerinin hiç değişmeyen idealiydi. Bizim için ise ölüm ürkütücü bir sürpriz.