Ya kalbim kırıksa, diye düşünmüştü. Ya gençken kırılmışsa ve artık karşımdaki insanda sevgi, şefkat uyandıramıyorsa?
Ya kalbi -ya da bir insanın içinde var olan ve onu sevgiye layık kılan şey her neyse- geri dönülmez biçimde yara aldıysa?
Kalbi bir kez değil, son bir yılda, hatta son on yılda birçok kez kırılmıştı ve ne zaman kırılan parçaları bir araya getirmeye, kalbini ve ruhunu hayalî bir yapıştırıcıyla yeniden birleştirmeye başlasa parçalar tekrar kırılıyordu. Öyle ki her bir parça gitgide küçülüyor, daha az tanınır oluyor ve her darbeyle bir daha birleşemeyecek hâle geliyordu.
Dışarıdan bakıldığında Adelaide kusursuz bir bütünlük içindeydi -uzuvları yerli yerindeydi, hiçbir eksiği yoktu- ama içten içe, ruhen dağılmış hâldeydi. Param parça olmuştu ve parçalarını tekrar bir araya getirebileceğini hiç sanmıyordu.