Yarının Adamı 'Başkomutan'
Yarının Adamı 4 - BaşkomutanCon Sinov
Mustafa Kemal 1919 yılında Sine-i Millete dönerek o çok sevdiği askerlik mesleğini bırakmıştı.
1921 yılında Sakarya Meydan Muharebesi'nden önce Başkomutan olarak orduya ve o çok sevdiği askerlik mesleğine geri dönmüştü.
Kitap, İstanbul hükümetinin ihanetleri, Atatürk ve ekibini haydut olarak nitelendirdiği, Anadolu'da ki isyanları, Bolşeviklerin meclise sızmaya çalışması, kuva-i milliye karşıtı hainlerin Ankara'nın yanında olmak yerine İngilizlerle ve düşmanla işbirliği yapmaları ve daha nice ihanetler altında bir milletin mücadelesine, bir liderin ne zorluklarla milleti kurtardığına şahit oluyoruz.
"Yaptığımız İstiklal Savaşı'dır. Vatanımızda bir dağ ve bir fedakar kalsa dahi kavgamız devam edecektir."
Büyük Taaruz'a kadar olan olayları, muharebeleri, zaferleri, yenilgileri, birçok acı olayı ve kahraman Türk kadınının ne zorluklarla vatan sevdasıyla yardımlarını etkileyici ve duygusal bir dil ile anlatıyor. Yazarımız @lordsinow yine seriye güzel bir eser bırakmış.
Tarihi bilgileri sıkıcı bir ders kitabı gibi değil, bir aksiyon filmi senaryosu derinliğinde sunmuş yazarımız.
Herkese tavsıye ederim. Keyifli okumalar.
Kitapla kalın, sevgiler Emre.
•
•
"Mesele sadece bir savaşı kazanmak değil, bir milletin makus talihini yenmekti."
"Geldikleri gibi gittiler, çünkü o oradaydı."
Yavuz Yavuz; Arslan Pençeli Şair Padişah
Günümüz Peyami Safa'sı olarak da adlandırılan Okay Tiryakioğlu 'nun 'Arslan Pençeli Şair Padişah Yavuz' romanı ile geldim.
"Asrın güneşiydi; güneşin de ikindi vakti gibiydi.
Gölgesi çok uzun; ancak, zamanı kısa idi."
8 yılı 80 yıla sığdıran padişah olarak tarihe geçmiş gerçek bir savaşçı.
Kitapta özellikle dikkat çeken şeylerden biri de gücün bedeli. Tahta giden yolun sadece zaferlerden değil, fedakârlıklardan ve geri dönüşü olmayan seçimlerden oluştuğunu çok net gösteriyor. Bu yönüyle aslında kitap, tarihten çok bugüne de bir şey söylüyor: Büyük hedeflerin ardında her zaman ağır bir yalnızlık ve sorumluluk vardır.
Dil akıcı, tempo yüksek. Özellikle diyaloglar ve betimlemeler insanı içine çekiyor. Yer yer destansı bir hava var ama abartıya kaçmadan dengede tutulmuş. İnsanı sıkmayan bir üslup var.
Yavuz Sultan Selim'in tasavvufi yönüne de güzel değinmiş. Ben çok keyıf alarak okumuştum. Sizlere de tavsiye ederim.
Sevgiler, Emre.
Herkese merhaba...
Yaşama Tutunmak İçin NedenlerMatt Haig
Çoğu okurun Gece Yarısı Kütüphanesi ile tanıdığı Matt Haig'in bir diğer kitabıyla karşınızdayım. Ben hayranıyım baya baya.
Kitabın dili basit, okuması kolay bana göre. Tür olarak kişisel gelişim kategorisine daha yakın. İlgisi olanların tercih edebileceği bir kitap.
Konusu ise yazarımızın hayatının belli döneminde yaşadığı depresyon, panik atak ve anksiyete ile ilgili deneyimlerini anlatması. Yaşadığı zorluklardan bahsetmesi çevresindekilerin desteği ile hayata tutunması. Okurlara hayata tutunmak için nedenler sunması üzerine genelde. Bazı yerlerde çok tekrara düşmüş ve hayatının sıkıntılı dönemlerini çokça kez bahsetmesinden biraz sıkabilir okuyucuları ama bir şeyler katacak bir kitap kesinlikle.
Herkes aslında hayatının belli dönemlerinde zor süreçlerden geçer, sadece bulutlu kasvetli bir dönem olduğunu ve bu dönemin hiç geçmeyecekmiş gibi geldiğini düşünür ancak bu bulutlu süreç geçince güneşin daha net görüleceğinden emin olmalısınız. Nereden mi biliyorum.
Kitapla kalın keyifli okumalar.
"İnsanın ya kendinden kaçmak ya da kendini bulmak için okuduğunu söylerler."
"Normalin kesin bir tanımı yoktur. Bu gezegende normalin yedi milyar farklı hali bulunur."
Aşık Olan Neylesin?
Aşık Olan Neylesin?Serdar Tuncer
Herkese merhabalar. Bugün Serdar Tuncer'in 'Aşık Olan Neylesin' kitabıyla geldim.
Öncelikle kitap gerçekten çok akıcı ve sanki yazarla karşılıklı oturmuş da sohbet ediyormuş gibi hissettiriyordu. O yuzden ben menkıbelerden baya keyif almıştım okurken. Altını çizeceğiniz ise birçok yer vardı.
Anlatacağı konuları kıssalarla, hikayelerle anlatıyor ve sizi içine çeken bir üslubu var. Muhabbetin, sohbetin ve dertleşmenin bol olduğu bir kitap.
Serdar Tuncer bu eserinde aşkı anlatmıyor sadece; aşkın içindeki sabrı, bekleyişi, yanmayı ve en çok da “anlamayı” anlatıyor. Okudukça şunu hissediyorsun: Aşk, sahip olmak değil; dönüşmekmiş. Eskilerin bütün inceliklerini öyle güzel sohbet havasında anlatıyor ki...
Ve tabiki bu kıtabı ilk okuduğum da Buse de eşlik etmişti. O vakitler de çok daha anlam katmıştı eşlik etmesi. "Ârif konuşursa helâk olur, âşık susarsa." demiş, ben de seni çok seviyorum hayatım.
Kitabı tavsiye ediyorum. Şans vermelisiniz.
Selamünaleyküm Erenler, kitapla kalın. Sevgiler.
Herkese merhabaa.. :)
Kitap yarıya kadar biraz sıkıcı olabiliyor, karakter fazlalığı ve Poirot'nun geç dahil olmasından.
Kitapta üç ayrı ölüm ve okuyanı sıkmayan imkansız bir aşk hikayesi var.
Poirot bu sefer başrolde değil kitabın ilerleyen sayfalarında karşımıza çıkıyor. Kitap biraz da durağan akıyor. Son 30-40 sayfası daha akıcı ilerliyor.
Bu kitapta sadece bir cinayet yok; ego, aldatmaca ve insanların maskeleri var. Sanki bir tiyatro izler gibi ilerliyor, perde perde gerilim artıyor. Ve en güzeli: hiçbir şey göründüğü gibi değil.
Eğer klasik polisiye seviyorsan, bu kitap seni hem düşündürür hem de son sayfada “nasıl ya?” dedirtir. Sonunda ben de baya şaşırmıştım.
Üç Perdelik CinayetAgatha Christie