Ardıl

Bila dilê rezîl bi dil be, Tûrê parsê li mil be, Parsa meriv ne li vir be, Nava dazdeh duvalê ecnebî, Ûrisan li mala Emerîkanê gewir be Parsa meriv birije, Tûrê meriva ê qûl be, Meriv li ber dîwarê evda be, Meriv xwedî kerî nanê garis û cê di gilgil be Ber seryê meriv kevir be, Malxirabo ser rexa meriv gunî be, Bin rexa meriv postê jûjî be, Tek bila di dêrisê gundan de, Dilê rezîl bi dil be ax dilo hey dil
Aşk
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Ahmet Arif O müthiş Suskun şiirini Leyla'ya anlatıyor.
Benim Lâmbo’da başladığım şiir, ne oldu biliyor musun? Hem de birdenbire ve yarı gece. Şimdi elli mısrâdan çok. Daha bitmedi. Ah, seninle beraberken bitebilir ancak! Elbette ki senin harikûlâde zevk ve anlayış sansüründen geçecek. Pasajlar hep “yeşil” diye bitiyor. Benim ve senin ne varsa, ikiz ruhumuzda ne varsa her biri birer hafif parıltılı taşla, kompozisyona giriyor. Kahrın, bulunmaz ve yaratılamaz güzelliğin, dost ve kahraman ve çırılçıplak samimiliğin, büyüklüğün, namluların yivlerinde fışkıran güller, birer nilüfer dizisi olmuş prangalar. Spartaküs’ün bukağısı, kol bağları. Kısır kadının anne oluşu ve çok uzak, kimselersiz bir yıldızda inleyen bir stradivarius. Dünya çarşılarının en küçük meyhanesi. Ve biz, milyarlarca, aşkın, yalanın, alçaklığın, kahramanlığın; kapıları, kapakları, kuş uçurmaz uzaklıkları ve ayrılıklarıyla, kahrolası yasaklarıyla, bu acayip kaos karanlığında, biz ikimiz! İki müthiş hasret, iki parça can... Ve canımda o ölüm namussuzu... Bütün bunları, abstrait şiir haysiyetine halel getirmeden işleyebiliyorum. Bana bu kudreti verdiğin, beni ben ettiğin için sana teşekkür etmek, galiba pek resmî kaçar. Hattâ ben, züppelik diyorum buna. Ben, senin için, ancak her şeyimi, bütün mevcut kıymet hükümlerini ve canımı fedâ etmekle belki biraz hafiflemiş olurum. Yine de ödemiş, karşılık vermiş olamam... Bu, hem çok acı, hem de şaheser bir ruh hali. Kimselere mecbur olmadım, olmam da. Yiğitliğim ve rivayet olunan erkekliğim, bundandır... Ama senin mecburun olmak, beni hiç mi hiç küçültmüyor. Aksine yüceltiyorsun, İNSAN ediyorsun, yaşatıyorsun...
Aşk
Esmer Emman Türküsünün Hikayesi
1922’de Ağrı Bazîd’de doğan Seyadê Şame nişanlı iken cezaevine düşer. 1945 yıllında 15 sene cezaevinde yattıktan sonra dayanamayıp firar eder. Erivan’da mülteci olarak kalır ve 1991’de Kürdistan’da popüler bir radyoda şuan çok meşhur olmuş ”Esmer Eman” şarkısını söyler… Şu sözlerle başlardı radyo programına; "Ez Seyadê Şame, fîrarê destê romê, niha penaberim Rewanê" Bu radyoyu dinleyen Bazîd’li akrabaları onu getirmek için Erivan’a gider ve onu geri getirirler. Seyadê Şame evlenmiş ve artık 3 çocuk babasıdır. 1991 yılında Bazîd’deki evine gelen Seyadê Şame’nin dikkatini sırtını duvara dayamış yaşlı bir kadın çeker ve bu bacım kimdir neden tanıştırmadınız der. Akrabaları o bacın değil o seni yaklaşık 50 yıl bekleyen nişanlın Zülfinaz’dır derler. Yaklaşık 50 sene beklemiştir. Seyadê Şame öyle donar kalır gözleri dolu dolu. Başını önüne eğer, utanır Zülfinaz’ın yüzüne bile bakamaz. Hala şokta olan Seyadê Şame dayanamayıp tekrar Erivana geri döner ve yaklaşık bir ay sonra ailesine bir mektup gelir ve Seyadê Şame vefat etmiştir...
İnsan ve Duygular
Kağızman'a Ismarladım Nar Gele Türküsünün Hikayesi
Kağızman’ ın civar köylerinden birinde birbirlerini delice seven iki çiftten hanım hastalanır. Ateşler içerisinde yanan hasta sevgilisinden ekşili bir nar ister. O zamanların nakil vasıtası güçlüğünden dolayı Kağızman’dan nar yetişemeden sevgili ölüp gider. Bu genç sevgilinin ölümü etrafta büyük üzüntü uyandırınca şairlerden biri bir şiir yazar.
İnsan ve Duygular
Geri Gelen Mektup
Ruhun mu ateş, yoksa o gözler mi alevden? Bilmem bu yanardağ ne biçim korla tutuştu? Pervane olan kendini gizler mi hiç alevden? Sen istedin ondan bu gönül zorla tutuştu. Gün, senden ışık alsa da bir renge bürünse; Ay, secde edip çehrene, yerlerde sürünse; Her şey silinip kayboluyorken nazarımdan, Yalnız o yeşil gözlerinin nuru görünse... Ey sen ki kül ettin beni onmaz yakışınla, Ey sen ki gönüller tutuşur her bakışınla! Hançer gibi keskin ve çiçekler gibi ince Çehren bana uğrunda ölüm hazzı verince Gönlümdeki azgın devi rüzgarlara attım; Gözlerle günah işlemenin zevkini tattım. Gözler ki birer parçasıdır sende İlahın, Gözler ki senin en katı zulmün ve silahın, Vur şanlı silahınla gönül mülkü düzelsin; Sen öldürüyorken de vururken de güzelsin! Bir başka füsun fışkırıyor sanki yüzünden, Bir yüz ki yapılmış dişi kaplanla hüzünden... Hasret sana ey yirmi yılın taze baharı, Vaslınla da dinmez yine bağrımdaki ağrı. Dinmez! Gönülün, tapmanın, aşkın sesidir bu! Dinmez! Ebedi özleyişin bestesidir bu! Hasret çekerek uğruna ölmek de kolaydı, Görmek seni ukbadan eğer mümkün olaydı. Dünyayı boğup mahşere döndürse denizler, Tek bendeki volkanları söndürse denizler! Hala yaşıyor gizlenerek ruhuma 'Kaabil' İmkanı bulunsaydı bütün ömre mukabil