Şermin Karabal

Şermin Karabal
@Skarabal
... zira bu ıstıraplı dünya dayanılır gibi değildir ve insanın içine dehşet salar. İnsan o zaman başkaları açısından, herhangi bir mutsuzluğu paylaşmanın belli bir sosyal müddeti olduğunu fark eder, kimse acıyı anlamaya alışkın değildir, bu manzara sadece belli bir süreliğine tahammül edilebilir bir şeydir, bir diğer yandan seyreden ve eşlik edenler açısından, bunun içinde kendilerini kaçınılmaz, olmazsa olmaz, kurtarıcı ve yararlı görenler açısından hâlâ biraz şaşkınlık ve yüzsüzlük de vardır ve belli oranlarda kendini önemseme de. Ama bir leyin değişmediğini ve acı çeken insanın bir adım ileri gidip acılarından sıyrılamadığını fark edince, kendilerini hakarete uğramış, lüzumsuz hissederler, bunu neredeyse bir aşağılama olarak algılayıp uzaklaşırlar: "Yetmez mi bu kadarı acaba? Onun yanında olduğum halde kuyudan neden çıkmıyor hâlâ ? Bu kadar zaman geçmiş olmasına rağmen, o kadar dikkatini dağıtmama ve tesellime rağmen neden acaba acıda bu kadar ayak diriyor? Başını kaldırmıyorsa batsın ya da kaybolup gitsin, ne yapayım o zaman." Bunun üzerine morali bozulan en sonuncuyu yapar, geri çekilir, ortalardan yok olur saklanır.
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
İnsanlar bir şeyin neden olduğunu bilmek istemiyordu asla, salt ne olduğu yetiyordu onlara, dünyanın tehlikeler, tehditler ve tedbirsizliklerle dolu olduğunu, bizi teğet geçen, öte yandan dikkatsiz kişileri ve belki de seçilmiş olmayanları yakalayıp işini bitiren tehditler ve tedbirsizliklerle dolu olduğunu bilmek yetiyordu. Sabahları sadece on dakikamızı meşgul eden, sonrasında geride bir hüzün ya da iz bırakmadan unuttuğumuz, sonuca bağlanmamış binlerce sırla bir arada yaşıyorduk. Hiçbir şeyin ayrıntısına girmemeye ve hiçbir olayla ya da hikayeyle uzun uzadıya ilgilenmemeye ihtiyaç duyarız, çünkü şu veya bu şey dikkatimizi dağıtıverir, yabancıların başına gelen talihsizliklerden silkiniverir, belki de her birinden sonra şöyle geçiririz içimizden : " Evet ne büyük dehşet. Ne felaket. Kim bilir başka hangi dehşet verici olaylardan kurtulduk? Her gün hayatta kaldığımızı ve ölmediğimizi hissedip bunun bilincine varmalıyız, başkalarının başına gelen zalimliklerin bize öğrettiği bu, tam aksi olsa çünkü, dünkü olay bizi harcayabilirdi.
Sayfa 33·Kitabı okudu
Ancak birisi hayatını kaybettiğinde düşünülür ya bir şey için geç olduğu, hatta her şey için- hele hele onu beklemek için- ve onu kayıtlardan silmekle yetiniriz. Yakınlarımız için de böyledir bu, bize çok zor gelse de çokça gözyaşı döküp sokakta yürürken olsun evde olsun görüntüsü gözümüzün önünden gitmese de, uzunca bir süre yokluklarına asla alışamayacağımızı düşünsek de...
Sayfa 9·Kitabı okudu
SES TUTSAĞI
Oysa bir hayatı hayat diye, sorgusuz sualsiz yaşayanlar için akşam saatlerinde böyle bir felaket ve sıkıntı karışımı bir duygu olamazdı. Hayatı hep aynı biçimde ve mutlu yaşayanlar; mutfaklarını ve odalarını hep derli toplu tutarlardı. her şeyi yerli yerine koymaya özen gösterirlerdi, kolay olan hayatlarını, daha da kolaylaştırmak için. Yalnız mutfakta değil, başka odalarda da abajurların ya da avizelerin kırıp yumuşattıkları ışıklar; böyle insanlara kendilerini göstermezlerdi. Onları kırar, eğer, büker ve onlar tatlı ışıkların yarattığı kendilerini; mutlu, neşeli, sevecen bulurlardı. bence yaşayıp giden insanlar çiğ ve keskin ışıklardan nefret ediyor, kendilerini bu sarsıcı ışığın altında görmeye dayanamıyor olmalıydılar.
Sayfa 55 - Can·Kitabı okudu
-kalpler zaten kırılmak üzere yaratılmıştır-
Sayfa 108 - Can·Kitabı okudu