...Mars'ta mahsur kaldım. Ne Hermes'le ne de Dünya'yla iletişime geçme imkanım var. Herkes öldüğümü sanıyor. Otuz bir gün dayanması için tasarlanmış olan bir Hab'tayım.
Ahmet Ümit’in Yırtıcı Kuşlar Zamanı adlı eseri, bende ne yazık ki beklentimin altında bir izlenim bıraktı. Yazarın diğer kitaplarında yakaladığım derinlik ve atmosferi bu eserde hissedemedim. Okuma sürecinde acele etmemeye, metni sindirerek ilerlemeye özellikle özen göstermeme rağmen, anlatının sanki hızla toparlanıp sonuca bağlanmış olması “oldu bittiye gelmiş” bir duygu yarattı.
Romanın merkezinde yer alan Komiser Nevzat’ın geçmişine dair önemli bir olayın ele alınması ise başlı başına ilgi çekici bir tercih. Ancak bu olayın anlatımı, daha çok bir özet geçiliyormuş hissi uyandırıyor. Okuyucu olarak karakterin yaşadıklarını derinlemesine hissetmek isterken, yüzeyde kalan bir anlatımla karşılaşmak eserin etkisini zayıflatmış.
Bu nedenle kitap, güçlü bir potansiyele sahip olmasına rağmen, anlatım derinliği ve tempo açısından beni tam anlamıyla tatmin edemedi. Ahmet Ümit’in diğer eserlerinde yakaladığım o yoğun atmosferi ve karakter derinliğini bu kitapta bulamayınca, ister istemez beklentilerimin gerisinde kaldığını düşünüyorum.
Yırtıcı Kuşlar ZamanıAhmet Ümit
"Ülkeyi hiç bu kadar mutsuz görmemiştim. Mutsuz ve gergin. Kibrit çaksanız alev alacak gibi herkes. Hayat şartları çok ağırlaştı. Yoksulluk çok arttı. Zenginler daha da zenginleşti ve sayıları azaldı; fakirler daha da fakirleşti ve sayıları hiç olmadığı kadar arttı. Bir atasözümüz var, elle gelen düğün bayram diye. Ama küçük bir azınlık lüks içinde yaşarken, büyük çoğunluğun yokluk çekmesi toplumsal psikolojiyi bozuyor. İntiharlar bunun için arttı, uyuşturucu kullanımı had safhaya ulaştı. İnsanlar çaresiz, insanlar perişan, insanlar umutsuz. Nasıl korusunlar bu şartlarda ruh sağlıklarını?"
Yırtıcı Kuşlar ZamanıAhmet Ümit