Cem Vardar

Baltık Bölgesi
Kültür seviyesi daha yüksekte kalan ve Alman müteşebbis sınıfın kalabalık olduğu Baltık bölgesindeki sanayi, Rusya'dakinden daha fazla gelişti. Baltık bölgesindeki küçük vilayetler ile devasa Rus imparatorluğu arasındaki iş bölümü, Baltık ekonomisini alışılmamış bir yapıya kavuşturdu. Makine, kimya, elektrik gibi ihracata yönelik modern sektörler Latviya'nın sanayi yüzde 65'ini oluştururken, yerel pazarlar için tüketim malları üreten sektörler bunun sadece yüzde 35'ini sağlıyordu. Livonya ve Kurlandiya bölgelerinde, aktif nüfusun yüzde 31'i GSYH'nin yüzde 53'ünü üreten sanayi kollarında çalışmaktaydı. Tarım ve hizmet sektörlerinin payı yalnızca yüzde 47'ydi.
Sayfa 334 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
Alıntı
Reklam
Bağımlılığın getirdiği avantaj: Orta Avrupa ve Baltık ülkeleri
Söz konusu bölgeler,(Orta Avrupa, Baltık Ülkeleri, Finlandiya ve İrlanda) geniş çok uluslu imparatorlukların parçası olmaktan iktisadi bakımdan kâr sağladı; bağımsız olmamalarının sonuçları hakkında karanlık tablolar çizen milli mitleri ve milliyetçi tarih yazımı gelenekleri dikkate alındığında, bu biraz çelişkili bir durumdu. Polonya ve Macaristan başta gelmek üzere, milliyetçi tarih yazımı, ulusal bağımsızlığın olmayışını, en baştan beri yerel gelişmeyi durduran ya da deforme eden bir "yarı-sömürge" olma hali resmetmişti. Lehler ve Litvanyalılar, Rus hâkimiyetine karşı tekrar tekrar ayaklandı; Macarlar, Avusturya'ya karşı o yüzyılın en dramatik devrimini başlattı; İrlandalılar, Britanya'nın hâkimiyetini asla kabul etmedi. Öte yandan imparatorluk içindeki işbölümü ve muazzam büyüklükteki imparatorluk pazarları, bu ülkelere -her ne kadar tartışmalı da olsa- önemli iktisadi avantajlar sundu.
Sayfa 320 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
Alıntı
BEŞİNCİ NOKTA: İnşikak-ı Kamer, kendi kendine bazı esbaba binaen vuku bulmuş, tesadüfî, tabiî bir hâdise değil ki; âdi ve tabiî kanunlarına tatbik edilsin. Belki Şems ve Kamer'in Hâlık-ı Hakîm'i, Resulünün risaletini tasdik ve davasını tenvir için hârikulâde olarak o hâdiseyi îka etmiştir. Sırr-ı irşad ve sırr-ı teklif ve hikmet-i risaletin iktizasıyla, hikmet-i rububiyetin istediği insanlara ilzam-ı hüccet için gösterilmiştir. O sırr-ı hikmetin iktiza etmedikleri, istemedikleri ve dava-yı nübüvveti henüz işitmedikleri aktar-ı zemindeki insanlara göstermemek için, sis ve bulut ve ihtilaf-ı metali' haysiyetiyle; bazı memleketin kameri daha çıkmaması ve bazıların güneşleri çıkması ve bir kısmının sabahı olması ve bir kısmının güneşi yeni gurub etmesi gibi, o hâdiseyi görmeye mani pekçok esbaba binaen gösterilmemiş. Eğer, umum onlara dahi gösterilse idi, o halde ya işaret-i Ahmediyenin (A.S.M.) neticesi ve mu'cize-i nübüvvet olarak gösterilecekti; o vakit risaleti bedahet derecesine çıkacaktı. Herkes tasdike mecbur olurdu, aklın ihtiyarı kalmazdı. İman ise aklın ihtiyarıyladır. Sırr-ı teklif zayi' olurdu. Eğer sırf bir hâdise-i semaviye olarak gösterilse idi; risalet-i Ahmediye (A.S.M.) ile münasebeti kesilirdi ve onunla hususiyeti kalmazdı. (Ondokuzuncu Mektub/Şakk-ı Kamer Mu'cizesine Dair) Mektubat - 209
DÖRDÜNCÜ NOKTA: Şu hâdise, gece vakti herkes gaflette iken âni bir surette vuku bulduğundan etraf-ı âlemde elbette görülmeyecek. Bazı efrada görünse de, gözüne inanmayacak. İnandırsa da, elbette böyle mühim bir hâdise, haber-i vâhid ile tarihlere bâki bir sermaye olmayacak. Bazı kitablarda "Kamer iki parça olduktan sonra yere inmiş" ilâvesi ise, ehl-i tahkik reddetmişler. "Şu mu'cize-i bahireyi kıymetten düşürmek niyetiyle, belki bir münafık ilhak etmiş." demişler. Hem meselâ o vakit, cehalet sisiyle muhat İngiltere, İspanya'da yeni gurub; Amerika'da gündüz; Çin'de, Japonya'da sabah olduğu gibi, başka yerlerde başka esbab-ı maniaya binaen elbette görülmeyecek. Şimdi bu akılsız muterize bak, diyor ki: "İngiltere, Çin, Japon, Amerika gibi akvamın tarihleri bundan bahsetmiyor. Öyle ise vuku bulmamış." Bin nefrin onun gibi Avrupa kâselislerinin başına! (Ondokuzuncu Mektub/Şakk-ı Kamer Mu'cizesine Dair) Mektubat - 208
ÜÇÜNCÜ NOKTA: Mu'cize dava-yı nübüvvetin isbatı için, münkirleri ikna etmek içindir, icbar etmek için değildir. Öyle ise dava-yı nübüvveti işitenler için, ikna edecek bir derecede mu'cize göstermek lâzımdır. Sair taraflara göstermek veyahut icbar derecesinde bir bedahetle izhar etmek, Hakîm-i Zülcelal'in hikmetine münafî olduğu gibi, sırr-ı teklife dahi muhaliftir. Çünki "Akla kapı açmak, ihtiyarı elinden almamak" sırr-ı teklif iktiza ediyor. Eğer Fâtır-ı Hakîm, inşikak-ı Kamer'i, feylesofların hevesatına göre bütün âleme göstermek için bir-iki saat öyle bıraksa idi ve beşerin umum tarihlerine geçse idi, o vakit sair hâdisat-ı semaviye gibi ya dava-yı nübüvvete delil olmazdı ve risalet-i Ahmediyeye (A.S.M.) hususiyeti kalmazdı veyahut bedahet derecesinde öyle bir mu'cize olacaktı ki, aklı icbar edecek, aklın ihtiyarını elinden alacak, ister istemez nübüvveti tasdik edecek. Ebucehil gibi kömür ruhlu, Ebubekir-i Sıddık gibi elmas ruhlu adamlar bir seviyede kalıp, sırr-ı teklif zayi' olacaktı. İşte bu sır içindir ki: Hem âni, hem gece, hem vakt-i gaflet, hem ihtilaf-ı metali' ve sis ve bulut gibi sair mevanii perde ederek umum âleme gösterilmedi veyahut tarihlere geçirilmedi. (Ondokuzuncu Mektub/Şakk-ı Kamer Mu'cizesine Dair) Mektubat - 208
Reklam