Cem Vardar

Bulgaristan'dan Anadolu'ya göçler
Bulgaristan'dan Anadolu'ya göçleri; 1923-1933 sonrası olmak üzere dönemsel olarak ayırmak gerekir. Çünkü ilk dönemdeki göçlerin çoğu münferit olup gelenlerin çoğu "serbest göçmen" statüsünde kabul edilmişlerdir. Yani bu göçmenler hükümetten yardım istemeden istedikleri yere yerleşme hakkı tanınan göçmenlerdir. Türkiye'ye kaçışların özellikle Bulgar baskısının dayanılmaz boyutlara ulaştığı 1928 yılında arttığı gözlenmektedir. Türkiye, "Pomak" diye adlandırılan Türk grupların yaşadıkları zulmü göz önüne alarak onların göçüne sıcak baktı ve hatta çoğunu iskânlı statüde ülkeye kabul etti. Bu şekilde uygulamalar olsa da Türkiye, 1934 yılına kadar genellikle serbest göçmen olarak tanımladığı bu durumdaki göçmenlerden, öncelikle iskân yardımı talep etmediklerine dair bir taahhüt senedi aldıktan sonra yerleşme hakkı verdi. Dolayısıyla bu göçmenlerin yanlarında belli bir miktar para getirmeleri şart koşulmuştu. Öte yandan hükümet, 1934 yılına kadar serbest göçmenlerin iskân mıntıkasının neresi olacağına karışmayıp onları bu konuda serbest bıraktı. Ancak göçmenlerin, sırf Türkiye'ye giriş yapabilmek için bu senedi imzaladıkları, kısa süre sonra muhtaç duruma düşmelerinden anlaşıldı. Bunun üzerine hükümet, 1928 yılından itibaren Yugoslavya, Romanya ve Bulgaristan'dan gelip muhtaç durumda olan göçmenlere bütçe imkanları doğrultusunda iskân yardımı yapmayı kararlaştırdı.
Sayfa 269 - Yeditepe Yayınevi·Kitabı okudu
Alıntı
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Göç mutabakatları
Öte yandan bu anlaşma ile bu durumdaki göçmenlerin Türk hükümetinden yardım almasının önü açılmış oldu. Ancak anlaşmada yer alan hükümlerin uygulanması konusunda Türkiye ve Bulgaristan'ın getirdiği kısıtlamalar nedeniyle bazı aksaklıklar yaşandı. Mesela anlaşmada taşınmaz malların satışından elde edilen paranın serbestçe çıkarılabileceği hükmü yer almakla beraber Bulgaristan bin levanın üzerine paranın yurt dışına çıkarılmasını yasakladı. Buna karşılık Türkiye'de bin liralık çek veya nakit ibrazı ile iskân hakkı talep etmemeyi şart koştu. Bütün sınırlamalara rağmen Bulgaristan'da yaşayan çoğu Türk'ün şartları zorlayıp Türkiye'ye göç ettiği görüldü. Hatta maddi durumu şartları yerine getirmeye uygun olmayanların da kaçak yollardan Türkiye'ye girdikleri tespit edilmekteydi.
Sayfa 268 - Yeditepe Yayınevi·Kitabı okudu
Alıntı
Bulgaristan'dan Türkiye'ye göçler -2
Yeni hükümet Neully Antlaşması'ndan doğan azınlık haklarını uygulamadı. Bunun sonucunda Türk azınlığa yönelik baskı arttı ve baskılara dayanamayan Türk ve Müslüman ahali, Anadolu'ya akın etti. Düzensiz kafilelerin yurda girişine bir düzen vermek amacıyla Türkiye Cumhuriyeti ile Bulgaristan Krallığı arasında 18 Ekim 1925 tarihinde imzalanan Dostluk Antlaşması'nın eklerinin C protokolünde nüfus konusuna yer verildi. Buna göre 5/18 Ekim 1912 tarihinden 18 Ekim 1925 tarihine kadar geçen süre zarfında Türkiye'ye göç etmiş olan Müslümanların geride bıraktıkları mallar güvence altına alındı. Ayrıca Bulgaristan'da yaşayan Türklerin Anadolu'ya göç etme isteklerine karşı çıkılmayacak ve göçmenler mal ve hayvanlarıyla eşyalarını yanlarında getirebileceklerdi. Satmak istedikleri taşınmazlarını da serbestçe satabileceklerdi.
Sayfa 268 - Yeditepe Yayınevi·Kitabı okudu
Alıntı
Bulgaristan'dan Türkiye'ye göçler
Bulgaristan ile Osmanlı Devleti arasında imzalanan 29 Eylül 1913 tarihli Bükreş Antlaşması'nda, nüfus değişimine yönelik hükümler yer almış ve bu konuda bazı çalışmalar yapılmışsa da Birinci Dünya Savaşı'nın çıkmasıyla bu çalışmalar yarım kalmıştı. Bu göçlerin en önemli sebebi; Türklerin oradaki hayat şartlarının zorlaşması Bulgarların Türk-Müslüman halka etnik ve dini baskı uygulamasıydı. Osmanlı Devleti ve Bulgaristan arasında imzalanan birçok anlaşmada müslümanların ulusal ve dini hakları güvence altına alınmış olmasına rağmen sürekli baskı altında tutuldu ve siyasi hakları reddedildi. Bulgaristan Birinci Dünya Savaşı'nda yenilmiş ve Neully Antlaşması'nı imzalamıştı. Bu anlaşmada azınlıkların korunmasını içeren bir bölüm vardı. Çiftçi partisi bu antlaşmanın hükümlerini uygulamaya gayret etti. Ancak 1923 yılında bir hükümet değişikliği yaşandı ve Bulgaristan'da faşist ve milliyetçi bir yönetim tesis edildi...
Sayfa 267 - Yeditepe Yayınevi·Kitabı okudu
Alıntı
Fuarların başlaması
Batı Avrupa'nın modernleşmesi ve sanayileşmesinde 19.yüzyılın ortası bir dönüm noktasıydı. 1851 Büyük Londra Sergisi ve 1855 yılında Paris'te düzenlenen Paris Evrensel Sergisi dönemi sembolize etmekteydi. Hyde Park'ta demir ve camdan inşa edilen 563 metreye 138 metrelik Cyrstal Palace içinde düzenlenen Büyük Londra Sergisi'nde dönemin en modern teknolojileri sergilenmekteydi: Buharlı motorlar, buhar gücüyle çalışan traktörler, harman makineleri ve lokomotifler. 116 sayfalık bir katalogda listelenen teşhir ürünlerinin sayısı 13000'e ulaşırken ziyaretçi sayısı 6,2 milyondu. Dünya çapında heyecan yaratan bu fuardan her yerde övgüyle bahsedilmekteydi. Bundan dört yıl sonra, Paris'te düzenlenen Paris Evrensel Sergisi'nde endüstriyel, kültürel ve toplumsal ilerlemenin en uç noktasındaki ürünler sergilendi. Sergi kapsamında, otuz dört ülkeden gelen ürünler Sanayi Sarayı [Palais de l'lndustrie] içinde teşhir edildi. Bu sergi, "tüketim mallarının ve o malları üreten makinelerin teşhir edildiği devasa bir fuar" Serginin diğer pavyonlarında romantizm sonrası dönemi temsil eden ve yeni gerçekçi moderniteyi yansıtan güzel sanatlar sergileri vardı: Jean-François Millet'nin "The Sower", Gustavo Courbet'nin "The Stone breakers" ve Honoré Daumier'in "The Third Class" eserleri çalışmanın getirdiği zorluğu ve erdemi, yoksulluğun asaletini çıkartmaktaydı. Bu gerçekten de yeni bir çağın başlangıcına işaret ediyordu.
Sayfa 102 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
Alıntı