Cem Vardar

لَتَجِدَنَّ اَشَدَّ النَّاسِ عَدَاوَةً لِلَّذ۪ينَ اٰمَنُوا الْيَهُودَ وَالَّذ۪ينَ اَشْرَكُواۚ وَلَتَجِدَنَّ اَقْرَبَهُمْ مَوَدَّةً لِلَّذ۪ينَ اٰمَنُوا الَّذ۪ينَ قَالُٓوا اِنَّا نَصَارٰىۜ ذٰلِكَ بِاَنَّ مِنْهُمْ قِسّ۪يس۪ينَ وَرُهْبَانًا وَاَنَّهُمْ لَا يَسْتَكْبِرُونَ‌ـ﴿٨٢‌ـ﴾ 82- İnsanlar içerisinde iman edenlere düşmanlık bakımından en şiddetli olarak yahudiler ile, şirk koşanları bulacaksın. Onlar içinde iman edenlere sevgi bakımından en yakın olarak da "Biz hıristiyanlarız" diyenleri bulacaksın. Çünkü onların içinde keşişler ve râhipler vardır ve onlar büyüklük taslamazlar. {Tefsirlerde, bu âyetlerin bahis mevzuu ettiği hıristiyanların, Habeşistan'a göç eden müslümanları iyi karşılayan ve onlara anlayış gösteren hıristiyanlar veya Hz. Peygamber (s.a.) ile antlaşma yapan Necran hıristiyanları olduğu zikredilmiştir. Ancak genel olarak da hıristiyanların, yahudilere ve müşriklere nisbetle müslümanlara karşı daha yakın oldukları bir gerçektir. Gerçi mutaassıp hıristiyanların birleşerek tertipledikleri haçlı seferleri tarihin acı sayfalarını teşkil etmiştir. Bununla beraber dünyadan el ve eteğini çekmiş râhipler ile hıristiyan bilginlerinin ve bunların tesirinde kalan hıristiyanların İslâm'a nisbî yakınlıkları bir vâkıadır. Hz. Peygamber'in zuhurunda birçok râhip ve keşiş O'nu sevgi ile karşılamış ve beklenen peygamber olduğunu itiraf etmişlerdir.} وَاِذَا سَمِعُوا مَٓا اُنْزِلَ اِلَى الرَّسُولِ تَرٰٓى اَعْيُنَهُمْ تَف۪يضُ مِنَ الدَّمْعِ مِمَّا عَرَفُوا مِنَ الْحَقِّۚ يَقُولُونَ رَبَّنَٓا اٰمَنَّا فَاكْتُبْنَا مَعَ الشَّاهِد۪ينَ‌ـ﴿٨٣‌ـ﴾ 83- Resûle indirileni duydukları zaman, tanış çıktıkları gerçekten dolayı gözlerinden yaşlar boşandığını görürsün. Derler ki: "Rabbimiz! İman ettik, bizi (hakka) şahit olanlarla beraber yaz." **وَمَا لَنَا لَا نُؤْمِنُ
Din
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Fransız İnkılâbı'na kadar Avrupa'da bireyler ya da toplumun bir yerden bir yere göç etme hakkı yoktu. Avrupa'da Fransız İnkılâbı'ndan sonra göç etme hak ve hürriyeti önem kazandı. Bunun en önemli sebebi kolonilerde nüfusu arttırmaktı. Birey veya toplumun siyasi görüş veyahut daha başka zaruretler dolayısıyla bulunduğu memleketi veya asli vatanını terk ile başka bir diyara göç etme hak ve hürriyeti çok daha sonraki tarihlerde, yani 1891 yılında neşrolunan ve 1789 Fransız anayasasından esinlenerek çıkarılan ek kanunlarla tanındı. XlX. yüzyılda Avrupa'dan kolonilere yapılan muhaceret artarak devam etti ve 1820-1890 yılları arasında bu sayı 35.5 milyon civarındaydı.
Sayfa 25 - Yeditepe Yayınevi·Kitabı okudu
Alıntı
İskân politikaları
Tarih kavramı olarak iskân ise, mevsimlerin seyrine uygun olarak yer değiştiren yarı göçebe grupların bir müddet için yerleşmeleri, meskûn insanların oturdukları münferit mesken, çiftlik, köy, kasaba ve şehir, geçici veya daimi, dağınık, küçük ya da büyük bütün yerleşmeler anlamına gelmektedir. İskân büyük ölçüde toprağa dayanır. XlX. yüzyıl ortalarında konargöçer aşiretlerin yerleşik hayata geçirilmesi de muhacirlerin iskânı da birçok bakımdan toprağa dayanır. Gelen muhacirlerin %80'i hatta %90'ı, kırsal alana yerleştirilip onlara toprak verilmiştir. Osmanlı toplumunun değişip şekillenmesi de toprak rejimindeki yeniliklerle değişmesiyle mümkün olmuştur. Muhacirlerin Osmanlı topraklarına geldiği ilk dönemlerde devlete ait araziler (miri arazi) geçici olarak, ancak daha sonra bu toprakların mülkiyet olarak verilmesi uygun görülmüştür. Osmanlı'da miri arazi miktarının tarıma açık arazilerin %60-70'ini oluşturduğu düşünülürse, bu arazilerin muhacir ve aşiretlere mülk olarak verilmesinin ne kadar büyük bir devrim olduğu anlaşılacaktır. XlX. yüzyılda izlenen iskân politikası sonucunda köylü toprağı sadece işlemekle kalmamış, aynı zamanda onun sahibi olmuştur. Bu yönüyle Anadolu'ya yapılan göçler ülke yaşantısının ve ekonomi uygulamalarındaki dönüşümün en önemli sebeplerinden biri olmuştur. Aşiretlerinin iskânı ile de tarım alanları genişlemiş ve ürün çeşitliliği artmıştır.
Sayfa 22 - Yeditepe Yayınevi·Kitabı okudu
Alıntı
Türk Göç Tarihi
Türk tarihinde ana yurttan göç Xlll. yüzyılda Moğol istilası ile hız kazanır. XlX. yüzyılın ortalarında "siyasi göçler" başlar. Kırım Savaşı'ndan hemen sonra, 1860'lı yıllarda ve 1877-1878 Osmanlı-Rus harbinin akabinde, katliamlar, kırgınlar ve bunlardan kurtulanların göçü tarihe, kitlelerin büyük göçü olarak geçti. XX. yüzyılda özellikle ll. Dünya Savaşı'yla başlayan sürgünlerle Türk göçleri, Karabağ kaçkınlarının yurtlarından edilişleri, Jivkov Dönemi'nde Bulgaristan'dan Türkiye'ye olan kitlesel göçler, Asya'da Kazak, Uygur, Kırgız ve Türkmen topluluklarının Asya bozkırlarından, Pamir yaylalarından Türkiye'ye uzanan insan seli, kuzeyden Kazan ve Başkurt bölgesinden Türkiye'ye gelişler büyük göç hareketleridir.
Sayfa 20 - Yeditepe Yayınevi·Kitabı okudu
Alıntı
giriş
Göç kimi zaman gitmek, kimi zaman zaman gelmektir. Vatana kavuşmak olduğu kadar vatandan ayrılmaktır, ya sevdalanıp sevdiğine gitmek ya da sevdiğinden ayrılıp hasretle gurbette yanıp tutuşmaktır. Gurbet ise kimi zaman dile düşürür, ehl-i melâmet eder insanı, kimi zaman yola düşürür yolunu selamet eder insanın.
Sayfa 19 - Yeditepe Yayınevi·Kitabı okudu
Alıntı