Tarih kavramı olarak iskân ise, mevsimlerin seyrine uygun olarak yer değiştiren yarı göçebe grupların bir müddet için yerleşmeleri, meskûn insanların oturdukları münferit mesken, çiftlik, köy, kasaba ve şehir, geçici veya daimi, dağınık, küçük ya da büyük bütün yerleşmeler anlamına gelmektedir. İskân büyük ölçüde toprağa dayanır. XlX. yüzyıl ortalarında konargöçer aşiretlerin yerleşik hayata geçirilmesi de muhacirlerin iskânı da birçok bakımdan toprağa dayanır. Gelen muhacirlerin %80'i hatta %90'ı, kırsal alana yerleştirilip onlara toprak verilmiştir. Osmanlı toplumunun değişip şekillenmesi de toprak rejimindeki yeniliklerle değişmesiyle mümkün olmuştur. Muhacirlerin Osmanlı topraklarına geldiği ilk dönemlerde devlete ait araziler (miri arazi) geçici olarak, ancak daha sonra bu toprakların mülkiyet olarak verilmesi uygun görülmüştür. Osmanlı'da miri arazi miktarının tarıma açık arazilerin %60-70'ini oluşturduğu düşünülürse, bu arazilerin muhacir ve aşiretlere mülk olarak verilmesinin ne kadar büyük bir devrim olduğu anlaşılacaktır. XlX. yüzyılda izlenen iskân politikası sonucunda köylü toprağı sadece işlemekle kalmamış, aynı zamanda onun sahibi olmuştur. Bu yönüyle Anadolu'ya yapılan göçler ülke yaşantısının ve ekonomi uygulamalarındaki dönüşümün en önemli sebeplerinden biri olmuştur. Aşiretlerinin iskânı ile de tarım alanları genişlemiş ve ürün çeşitliliği artmıştır.