Cem Vardar

Sulukule/ Neslişah mahallesi-1994
İstanbul'un sur dibi semtlerinden Topkapı ve Fatih-Karagümrük nahiyesinin Neslişah mahallesi arasında yer alan, surların batısında Sulukule caddesi diye bilinen ve 1960'ların başında tamamen yıkılıp tahliye edilen (bugün yıkıntı alanı) mahalle Sulukule olarak bilinir. Şehrin hayatında kendi rengiyle ün yaptığından sakinleri başka mahalleye yerleşse de Sulukule ve Sulukuleli hâlen yaşayan bir isimdir. Sulukule'nin kendinden çok sakinlerinden söz etmek kaçınılmazdır. Bugün İstanbullular arasında yanlış olarak Neslişah mahallesi'ne Sulukule denmektedir ve bu mahallenin sekenesinin bir kısmı da bu şöhretten ziyadesiyle şikayetçidir.
Sayfa 160 - Kronik Yayınevi·Kitabı okudu
Alıntı
Reklam
Karagümrük (1994)
Karagümrük, şehrin surlarının batı kesimine yakın ve Edirnekapı-Bayezid ana ekseninin güneyinde yer alan bir semttir. Hırka-i Şerif Camii'nden başlayarak kuzeybatıda Mihrimah Sultan Camii arasında ve Fatih Nişanca'sı ile güneyde Keçeciler caddesi arasındaki bölge Karagümrük sayılmalıdır. Osmanlı İstanbul'unun en eski ünlü semtlerindendir. Abideleri, folkloru ve edebiyatı ile şehir ahalisinin memur ve medreseli ve esnaftan oluşan; İstanbul Türkçesinin en seçkin ağzının konuşulduğu mahallelerdendi. Son otuz yılda sakinlerinin önemlice bir kısmı başka semtlere göç etmişse de, her şeye rağmen çarşısı ve mahallenin atmosferiyle birçok semte nazaran eskiyi muhafaza edebilen yerlerdendir.
Sayfa 156 - Kronik Yayınevi·Kitabı okudu
Alıntı
Balat'ın yanı başında, Fener'de Maria Mouhliotissa Kilisesi. Paleologlar sülalesinin bu prensesi, İran Moğol İlhanlı hakanı Abaka Han'a gelin gitmişti. Onun öldürülmesinden sonra geri dönüp yorgun ve bezgin, hayatının sonunda bu kiliseyi tamir, daha doğrusu yeniden yaptırdığından, halk arasında "Moğolların kraliçesi Maria'nın kilisesi" diye biliniyordu. Bizans'tan bugüne kiliseliğini olduğu gibi koruyan tek bina bu, İstanbul'da... Sur boyu yürürsek Vlaherna Sarayı'na veya Tekfur Sarayı'na ulaşırız. Haçlılardan şehri geri alan İznik Pelaologları, 1260'tan itibaren Marmara kıyısındaki eski Bizans İmparatorluk sarayında değil, burada hüküm sürmüşler deniyor. Tekfur Sarayı karşısında yer alan İvaz Efendi Camii ise, bütün güzel eserler gibi Sinan'a mâledilmek istenenlerden ama mimarı belirsiz. Tarihi 16. yüzyılın son çeyreği olarak verilebilen ünlü İvaz Efendi Camii, bu civarda en büyük, güzel görünümlü ve Vlaherna Sarayı ile bütünlük gösteren bir yapıdır.
Sayfa 146 - Kronik Yayınevi·Kitabı okudu
Alıntı
Fener Patrikhanesi
Patrikhane, Osmanlı İmparatorluğu'nun ikinci yönetim merkeziydi. Sade rumca konuşan hristiyanların değil; Bulgarların, Sırpların, Romenlerin de ruhani, adli ve asıl önemlisi en yüksek mali organıydı. Bu nedenle, Balkan ulusçuluğunun 18-19. yüzyıllar boyunca diş bilediği zümre; Bâbıâli bürokrasininden çok Fener Patrikhanesi'nin yöneticileri ve temsilcileri idi. Sırbistan ondan kopmak istiyordu, nitekim 19. yüzyıl başında koptu. Bulgarlar ise Fener'den bağımsız bir kilise kurmak için en uzun mücadeleyi verdiler. Bâbıâli bu isteğe pek iltifat etmeyince bir kısım Bulgar, patrikhanenin kontrolünden kurtulmak için Katolik bile oldular. 1860'larda İstanbul sokakları birkaç bin Katolik-Bulgar'ın gösteri yürüyüşlerine tanık oldu. Sonunda Bâbıâli Bulgar eksarhlığının bağımsızlığını tanıdı...
Sayfa 139 - Kronik Yayınevi·Kitabı okudu
Alıntı
İbadetin şahsî kemalâta sebeb olduğunun izahı: İnsan cismen küçük, zaîf ve âciz olmakla beraber hayvanattan addedildiği halde, pek yüksek bir ruhu taşıyor ve pek büyük bir istidada mâliktir ve hasredilmeyecek derecede meyilleri vardır ve gayr-ı mütenahî emeller sahibidir ve addedilemez fikirleri vardır ve gayr-ı mahdud şeheviye ve gazabiye gibi kuvveleri vardır ve öyle acaib bir yaratılışı vardır ki, sanki bütün enva' ve âlemlere fihriste olarak yaratılmıştır. İşte böyle bir insanın o yüksek ruhunu inbisat ettiren, ibadettir; istidadlarını inkişaf ettiren, ibadettir; meyillerini temyiz ve tenzih ettiren, ibadettir; emellerini tahakkuk ettiren ibadettir; fikirlerini tevsi' ve intizam altına alan, ibadettir; şeheviye ve gazabiye kuvvelerini hadd altına alan, ibadettir; zahirî ve bâtınî uzuvlarını ve duygularını kirleten tabiat paslarını izale eden, ibadettir; insanı mukadder olan kemalâtına yetiştiren, ibadettir; abd ile Mabud arasında en yüksek ve en latîf olan nisbet, ancak ibadettir. Evet kemalât-ı beşeriyenin en yükseği, şu nisbet ve münasebettir. İhtar: İbadetin ruhu, ihlastır. İhlas ise, yapılan ibadetin yalnız emredildiği için yapılmasıdır. Eğer başka bir hikmet ve bir faide ibadete illet gösterilse, o ibadet bâtıldır. Faideler, hikmetler yalnız müreccih olabilirler, illet olamazlar. (İbadetin Hakikatı) İşarat-ül İ'caz - 85
Din