Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Birbirimize rastlamadan evvelki hayatımız sahiden birbirimizi aranmaktan başka bir şey değilmiş...Ne aradığımızı bilmeden aramak...Şimdi içim rahat,aradığını bulan ve başka bir şey istemeyen biri gibi sükünet içindeyim...Dünyada bundan büyük bir saadet olur mu?Böyle en felaketli günümde beni en mesut insan olduğuma inandıran bu hislere fena,çirkin şeyler diyebilir miyim?Herkes ne diyecek?..Fakat bu ana kadar herkesten ne gördüm ki...Bana en yakın olanlar dahil olmak üzere,bu herkes dedikleri şey beni üzmekten ,hayatımı manasız bir hale sokmaktan başka ne yaptı?Bu yaşıma kadar en iyi zamanlarım tam manasıyla yalnız kalabildiğim günler olmuştu.Ömer yakınlığıyla beni memnun eden,bana saadet veren ilk insan...Herkes kim?Emine teyzeler mi?Ahlaksız eniştem mi?Hiçbir şeyden haberi olmayan zavallı anneciğim mi?Bunların uğrunda bugüne kadar çok şeye katlandım,şimdiden sonra beni rahat bırakabilirler...Ben de onları rahat bırakırım...Beni öldü farz etsinler...”Burada güldü ve Ömer’in ellerini sıktı:”Tam yaşamaya başladığım bu andan itibaren beni öldü saysınlar...”
Demek hayat böyle iki adım ilerisi bile görülmeyen sisli ve yalpalı denizdi.Tesadüflerin oyuncağı olacak olduktan sonra ne diye bir irademiz vardı?Kullanılmadıktan sonra göğsümüzü dolduran hisler ve kafamızda kımıldayan düşünceler neye yarardı?Yaşayışımıza ve etrafımıza şekil vermek arzusuyla dünyaya gelmekten ise hayatın ve muhitin verdiği şekli kolayca alacak kadar boş ve yumuşak olmak daha rahat,daha makul değil miydi?