(Bu inceleme spoiler içermektedir.)
Açıkçası, çok sık kitap okuyan biri değilim. Ama okuma listeme Kafka'nın Dönüşüm'ü ile başladım ve kitap bittiğinde hissettiğim tek şey saf bir sinirdi. Hikayenin absürtlüğüne veya böceğe değil, doğrudan Gregor Samsa'nın kendisine sinirlendim.
Kitabı okumaya başladığımda, Gregor'un tepkileri beni çileden çıkardı. Adam bir sabah uyanıyor ve dev bir böceğe dönüşmüş, ama onun aklındaki tek şey işe geç kalmak, patronun ne diyeceği, ailesinin borçları... Bu kadar mı kör olur insan kendi trajedisine? O faydasız, kendini yiyip bitiren, bir çözüme hizmet etmeyen "overthink" hali, bir yerden sonra dayanılmaz oldu. Beş yıldır bir gün bile izin yapmamışsın ama hala "acaba hakkımda ne düşünürler" diye endişeleniyorsun. Bu pasiflik beni inanılmaz rahatsız etti.
Benim için asıl mesele Gregor'un böceğe dönüşmesi değil, onun o "böcek zihniyetini" çoktan kabullenmiş olması. Ailesi tarafından yavaş yavaş bir "yük" olarak görülmeye başladığı andan itibaren, o da kendini bir yük olarak kabul ediyor. Çaresiz ve en kötüsü, hala onlara karşı o anlamsız sorumluluk duygusunu taşıyor.
Okurken sürekli kendime sordum: "Ben olsam ne yapardım?" Cevabım çok netti. Bir ay bile sürmezdi, o evden çekip giderdim. Bir yüke dönüştüğümü, kullanıldığımı veya istenmediğimi anladığım yerde bir saniye durmam.
Gregor isyan edemedi. Çünkü onun kimliği, ailesine ve işine olan "borcu" üzerine kuruluydu. O borç ve sorumluluk hissi, onun prangasıydı. O pranga kırılınca, Gregor'un kendisi de anlamını yitirdi ve yok oldu.
Bu yüzden Gregor Samsa'ya bu kadar sinirlendim. Çünkü o, benim olmaktan en çok korktuğum şeyi temsil ediyor: Değersizliği, çaresizliği ve kendi kaderinin kontrolünü başkalarına teslim etmiş olmayı.
Sonuç olarak, Dönüşüm bence bir böceğin hikayesi değil. Bu,