“Her yeri gezdim dolaştım anne, hem seni hem de yükünü taşıyarak anne, bu artık son bulmak zorunda anne, ben yoruldum anne, daha fazla söyleyecek bir şeyim yok anne, ben inime çekiliyorum, bir zamanlar seni bulmanın hayalini kuran bir çocuktum, şimdi bir kadınım ve vazgeçiyorum, veda edip seni içime gömüyorum, seni üzerimden atıp yere bırakıyorum, üzerini koyu renkli karayosunları ve kuru otlarla örtüyorum…”
“Ben annemin memesinden imkânsızlık içtim, acı onun göğsünden ağzıma, bedenimin her yanına akıverdi, içimde bir şey bunu anlıyor ve direniyordu, ta o zamandan beri onun imkânsızlığından ve acısından kaçmaya çalıştım.”
“Yokluğunda yaşayamayacaklarımız ölürken, yavaş yavaş soğuyup soluklaşırken başlarında nöbet tutmalı ve sonra tekrar sokakların keşmekeşine, yanıp sönen trafik lambalarının, ağaçlarda çığlık atan kargaların arasına karışmalı, cenaze törenini düzenlemek için yapılması gereken pratik işlerin altında ezilmeli, ölüm ilanını yazmayı unutmamalıyız. Hepimiz buralardan geçtik ve geçeceğiz, cenazeden sonra haftalarca, belki bir yıl, belki de kendi yok oluşumuza değin yas tutacağız."
“Sevdiğimiz, yokluğunda yaşayamayacağımız biri hastalanacak, ölmek üzere olacak ve onun hasta yatağının, ölüm döşeğinin başında çaresiz, uyuşmuş vaziyette oturmaktan başka bir şey yapmayacağız, bunu yaşadık, yaşayacağız.”
“Öğretmenim, insanlar, kendilerine ihanet etmeselerdi, cezalandırılma tehditleri ve misilleme korkusuna rağmen yüreklerini dinleselerdi İkinci Dünya Savaşı'ndan kaçınılabilirdi diyordu.”