“Dallar karanlığı soluyor, bataklıklar koca geceyi içiyor, ortalık uğulduyor, çıtırdıyor ve ben bu bitap düşmüş yaşama sanki bir hazineymişçesine tutunuyorum."
İnsanların biribirini sevmelerini, saymalarını isterken de bunu bir ödev diye, bir borç diye gösteriyorsunuz, onu da bir yasağa çeviriyorsunuz: "Şunu, falanı seveceksin, sevmemen yasaktır." Neden sevmek bir ödev, bir borç olsun? Neden sevmemek yasak olsun?
Peki sevmem ahlâk sözü etmeği. Ne bileyim? bana öyle geliyor ki ahlâk, asıl temiz ahlâk, ahlâk sözü etmeyi bırakmakla başlar. Nerede "Ahlâk... ahlâk..." diye konuşulduğunu duysam "Acaba gene kimin işine karışacaklar? kime eziyet etmeği kuruyorlar?" derim de bir korku sarar içimi. Boyuna ahlâk sözü edenler, yalnız kendi görüşlerinin doğru olduğuna inanmış, başkalarının da ille kendilerine uymasını istiyen kimselerdir. Buna ulaşmak için bir şeyden çekinmezler; bağırırlar, söverler, ortalığı karıştırırlar, bütün yurttaşların bir yılgı içinde yaşamasını isterler. Ötekinin berikinin inletilmesine, öldürülmesine bile sevinirler.