Charles Bukowski’yi neden bu kadar sevdiğimi bana bir kez daha hatırlatan bir kitap oldu. Onu okurken bir yazarla değil, gece yarısı bir barda yan masaya oturmuş, hayattan bezmiş ama hala söyleyecek sözü olan biriyle sohbet ediyormuşum gibi hissettim.
Kitabı orijinal dilinde okudum ve iyi ki öyle yapmışım diyorum. Bukowski’nin dili süslü değil ama çok canlı; küfürlü, kırıcı, yer yer acımasız… ama bir o kadar da dürüst. Çeviride kaybolabilecek o ton, o ritim İngilizce metinde doğrudan insanın yüzüne çarpıyor.
Bu kitap bir roman değil; denemelerden ve kısa yazılardan oluşuyor. Bukowski burada yazarlıkla, hayatla, insanlarla, yaşlanmayla ve sistemle hesaplaşıyor. Ama bunu asla “bilge bir adam” edasıyla yapmıyor. Her şey çok filtresiz, çok içten. Beğenmek zorunda değilsiniz ama okurken “rol yapmadığını” hissediyorsunuz bence onu özel kılan da bu.
Bir Bukowski hayranı olarak şunu rahatlıkla söyleyebilirim: Slouching Toward Nirvana, onu anlamak için çok iyi bir kitap. Henry Chinaski’nin arkasına saklanmadan, doğrudan Bukowski’nin zihninin içine giriyorsunuz. Kimi yerlerde gülümsedim, kimi yerlerde “çok da haksız değil” dedim, kimi yerlerde ise rahatsız oldum ama sanırım Bukowski okurken tam olarak olması gereken de bu.
Herkese hitap eden bir kitap değil, evet. Ama Bukowski’yi seven ya da ona bir şans vermek isteyenler için fazlasıyla samimi, sert ve gerçek bir okuma deneyimi.
Onu Türkçede okumak keyifli olsa da Living on Luck’ı orijinal dilinde okuduğumda, Bukowski’nin sesinin ve ritminin İngilizcede çok daha çıplak, çok daha sarsıcı olduğunu fark ettim. Bu kitapta yine bildiğimiz Bukowski var: alkol, yalnızlık, kaybedenler ve hayata karşı o meşhur umursamaz duruş. Ama bu metinleri özel kılan şey, hiçbir süsleme derdi olmadan, her şeyin olduğu gibi önümüze bırakılması.
Living on Luck okuru avutmaya ya da motive etmeye çalışmıyor. Aksine, hayatın sertliğini, başarısızlıkların ne kadar sıradan olduğunu ve çoğu zaman sadece “şansla ayakta kalma” halini yüzümüze çarpıyor. Bukowski’nin dili sade ama keskin; kelime oyunlarından çok ton, öfke ve dürüstlük konuşuyor. Bu yüzden İngilizcesi iyi olan herkese özellikle tavsiye ediyorum. Çünkü onun küfürlü, ironik ve umursamaz anlatımı çeviride ister istemez biraz törpüleniyor.
Orijinal dilde okuduğunuzda, Bukowski sanki karşınızda oturmuş, sigarasını yakmış ve size hayattan hiçbir umut vaat etmeyen ama tuhaf bir şekilde iyi gelen bir hikâye anlatıyormuş gibi hissettiriyor. Bukowski’yi sevmek zorunda değilsiniz; hatta bazı metinleri rahatsız edici bile olabilir. Ama edebiyatta gerçekten filtresiz, dürüst ve sahici bir ses arıyorsanız, Living on Luck tam olarak bunu sunuyor.
Kısacası, Bukowski’nin dünyasını gerçekten hissetmek isteyen ve İngilizcesine güvenen herkese, bir Bukowski hayranı olarak Living on Luck’ı orijinal dilinde okumalarını içtenlikle tavsiye ederim.
All right, while we are gently celebrating tonight
and while crazy classical music leaps at me from
my small radio, I light a fresh cigar
and realize that I am still very much alive and that
the 21st century is almost upon me!