Kitaplar daha ilk sayfadan “Burada bir tuhaflık var” hissi verir ya… işte bu kitap tam olarak öyle. Sessiz sessiz ilerliyor ama insanın içini aşırı rahatsız eden bir havası var. Üstelik bunu bağırarak değil, fısıldayarak yapıyor.
Kitabın baş karakteri yaşlı bir seri katil. Evet, kulağa zaten yeterince ilginç geliyor ama asıl mesele bu değil. Adam Alzheimer olmaya başlıyor ve olaylar tam burada karışıyor. Çünkü okurken sürekli şunu düşünüyorsunuz: “Gerçekten olan şey bu mu, yoksa o mu öyle hatırlıyor?” Bir noktadan sonra karaktere mi güvenemiyorsunuz, kendinize mi, karışıyor.
Ben kitabı okurken sürekli diken üstünde hissettim ama klasik polisiye gerilimi gibi değil bu. Daha sessiz, daha psikolojik bir gerilim. Sanki her sayfada bir şey olacakmış gibi ama ne olacağını asla kestiremiyorsunuz. Kitabın en iyi yaptığı şey de bu bence: huzursuz etmek.
Bir de garip şekilde karaktere bazen üzüldüm. Düşünsene, bir seri katile üzülüyorsun. Kitap insanı tam olarak böyle rahatsız edici bir yere çekiyor. İyiyle kötünün sınırı iyice bulanıklaşıyor.
En sevdiğim şeylerden biri de anlatımının aşırı akıcı olmasıydı. Gereksiz detay yok, uzatma yok. İncecik kitap ama içinde kocaman bir karanlık taşıyor resmen. Hele son sayfalarda olaylar iyice zihnin içinde dönmeye başlıyor. Kitabı bitirince bir süre tavana bakıp “Ne okudum ben şimdi?” hissi geliyor gerçekten.
Karanlık atmosferli, psikolojik tarafı güçlü ve ters köşe his bırakan kitapları seviyorsanız bence hiç düşünmeden okuyun.