Kitabın adı bile bir uyarı gibi: “Burada huzur yok.” farkındalığı parlatan, onu bir kurtuluş anahtarı gibi sunan anlatılardan bilinçli olarak uzak duruyor. Aksine, fark etmenin insanın omzuna bindirdiği yükü, geri dönüşü olmayan bir uyanışı anlatıyor. Okurken sık sık şu düşünce beliriyor: Bazı şeyleri bilmek gerçekten gerekli miydi?
Metin boyunca yazar, okurla yukarıdan konuşmuyor; daha çok karanlık bir odada yanına oturup içinden geçenleri fısıldıyor gibi. Bu samimiyet kitabın en güçlü taraflarından biri. Cümleler süslü değil ama etkili, yumuşak değil ama dürüst. Farkındalık burada bir erdem değil, bir yalnızlık sebebi. Gördükçe toplumdan kopan, anladıkça uyum sağlayamayan bir insan portresi çiziliyor. Bu yüzden kitap sadece bireysel bir iç hesaplaşma değil, aynı zamanda modern hayata sessiz bir itiraz gibi okunuyor.
Okur olarak en çok sarsan şey, metnin bir çıkış yolu vaat etmemesi. Yazar seni alıp aydınlık bir sonuca ulaştırmıyor; sorularla baş başa bırakıyor. “Gerçeği görmek mi daha ağır, yoksa görmemeyi seçmek mi?” sorusu kitap bittikten sonra da zihinde dolaşmaya devam ediyor. Bu yönüyle kitap, okunduktan sonra kapanan değil, insanın içinde açılan bir metin.
Farkındalık Cehennemdir, iyi hissettirmek için yazılmış bir kitap değil; ama gerçek hissettirmek gibi güçlü bir derdi var. Kendiyle, hayatla ve sistemle yüzleşmekten kaçmayan okurlar için rahatsız edici ama bir o kadar da dürüst bir deneyim sunuyor. Okurken zaman zaman yorulabilir, hatta bunalmış hissedebilirsin ama sayfalar arasında ilerledikçe şunu fark ediyorsun: Bu kitap seni eğlendirmiyor, sana eşlik ediyor. Ve bazen tam da buna ihtiyaç duyarsın.