Beni çocukken kimse sormadi.Sokaga bakan pencerelerde hiç adim geçmedi.Teyzemin evinde bir siginti gibi büyüdüm, halinin deseninde bile yerim yoktu.
Varla yok arasi, bir sessiz misafir gibi büyüdüm.
Kirilmamayi ögrenmedim; sadece kirildigimi belli etmemeyi ögrendim.
Sonra Mazhar geldi...
Bir yüzüme bakti, o an sandim ki artik bir evim olacak.
Bir omuz basında yas, bir ses tonunda sicaklik ararken, annesinin gözünde hep "o kiz" oldum. "El kizi." Yani digaridan gelen, geçici olan, ait olmayan.
Mazhar'in aşkı, annesinin gölgesinde büyüyemedi.
Sevdi mi, sevmedi mi hâlâ bilmiyorum.Ama bildigim bir sey varsa, o da şu Suskunlukla ördügüm o evde ben hiç olmadim.
Bana bir yüzük verdiler...Altin miydi bilinmez ama ben ona yillarimi taktim. Kıymetini Mazhar bilmedi, Annesi ise yüzügü bile benden kiskandi.
Gün geldi, o kadinla tanisti. Sokak kadini dedikleri biriyle...Ben evde çorba karistirirken, o başka bir tenin gülüşüne daldi. Beni unuttu. Oglumu aldi. Beni evsiz, annesiz, sessiz birakti. Istanbul'da adim bir kalabaligin arasina dustu. Bir kadinin kaybolusu kimseyi Ilgilendirmedi.
Yüzüm kayboldu, sesim yok oldu. Yalnizligin en koyu renginde yürüdüm. Bir gün, bir çocuk bir ceset buldu.Parmagindaki yüzükle tanidi beni.
O çoçuk benim oğlumdu .