Tabiatımız gereği ümitvar canlılarız, tekrar tekrar aldanmaya teşneyiz. Dürülüp kir pas içindeki kahverengi bir karton koli içine atılsak bile, olmaz denilen mucizelere inanmaya hevesliyiz.
“Ağlama, dedi ihtiyar, öldükten sonra eğer bir sonraki hayatımda bir hayvan olarak yeniden doğarsam, sen olarak doğmak isterim, eğer sen de bir insan olarak yeniden doğacak olursan, benim oğlum olarak doğabilirsin, böylece birlikte yaşamaya devam edebiliriz.”
Oysa sürekli gazabıyla korkuttukları Tanrı, yarattığı insanı yeryüzüne kovarken bile ona verebileceği en güzel hediyeyi vermiş! İnsanoğlunun birbirine asla layık görmediği şey; özgürlük!
İnsanların söylediklerinin büyük bir kısmı da zaten daha baştan çöpe atılabilir. Çünkü şöyle bir bakıldığında herkes konuşuyor ama kimse bir şey bilmiyor. Hiçbir şeyden haberleri yok. Hiç kimse konuştuğu konuya vakıf değil. Hiç bir fikirleri yok. Kaldı ki bugünlerde çok fazla fikir sahibi olmamak galiba en iyisi. İnsanın her leyden bihaber olma hali, içinde yaşanılan zamanın gereği; bilmemek ise zamanın ruhu. Bu zamanda insanından bir yere, bir şeye hiçbir şey görmeksizin bakabilir. Ya da dinler ve yine hiçbir şey anlamaz. Hakikat hakikattir, işte o kadar, insanlar böyle diyor genelde.