"Söylemek... Issız bir bahçenin en kuytu bir yerinde ya da bir gece vakti bir deniz kıyısında, yalnız bir ses, yalnız bir tatlı ses, ahenkli ve uzun bir ses haline girip ona bütün duygularını, acılarını, şüphelerini, endişelerini anlatmak, anlatmak."
"Artık ne bir sayfa kitap ne bir satır yazı... Ahmet Kerim içi boş bir kuklaya dönmüştür ve ipini tamamiyle o kızın, o henüz yüzünü görmediği arsız mahalle kızının eline vermiştir."
"Şifayı kimi içkide, kimi kumarda, kimi seyahatte, kimi de hayvani hazlarda bulur. Ahmet Kerim de bunu manasız, düzensiz ve sanki şuuraltı bir hayatın bulanık derinliğinde arıyordu."