Serinin ilk kitabını okumuş olmama rağmen pek hatırlamamakla birlikte, bu kitabı okuyunca ilk kitabı unutmamı mantıklı bir zemine oturttum diyebilirim. Kitabı okumaya başladığımda, paylaştığım alıntılar da gösterecektir ki, çok beğenerek her yerin altını çizerek mest olmuştum. Betimlemeler öyle canlı, öyle gerçek; çıkarımlar öyle doğru ve yerinde geldi ki, kim olsa sevecektir. Ancak gelgelelim ki, her şeyin fazlasının zarar olması gibi, bu süslü anlatım ve fevkalade çıkarımların fazlalığı da kitabın daha ortasına yetişemeden boğmaya başladı. Başka zaman olsa altını çizeceğim cümlelere, gözümü değdirip geçtim resmen. O kadar yoğun bir gözlem dili var ki, her yeni cümleyi okurken önceki cümle aklımdan uçup gitti, kitabı daha okurken unutmaya başladım. Arada bazı bölümlerde yine anlatımın heyecanıyla yükseldiğim oldu ancak beni sürükleyemedi. Son zamanlarda okuduğum kitapların çok iyi olmasından ötürü mü bu kadar yavan geldi, yoksa normalde sevdiğim bu yoğun anlatım mı beni itti ayırt edemedim. Ama yine de zamanla bu seriyi okurum diye düşünüyorum.
"Gün içinde sahip olduğumuz zamanın miktarı esnektir; bizim hissettiğimiz tutkular bu zamanı genişletir, hissettirdiğimiz tutkular daraltır, alışkanlıksa doldurur."
"Sevdiğimiz zaman, aşk o kadar büyüktür ki, bir bütün olarak içimize sığmaz; sevdiğimiz insana doğru yayılır, onda kendisini durduran, başlangıç noktasına geri dönmeye zorlayan bir yüzey bulur; işte karşımızdakinin hisleri dediğimiz şey, kendi sevgimizin çarpıp geri dönüşüdür; bizi gidişten daha fazla etkilemesinin, büyülemesinin sebebiyse, kendimizden çıktığını fatk etmeyişimizdir."
"Başkalarının ne düşündüğünden bana ne? Duygulara ilişkin konularda başkalarıyla ilgilenmek bence çok abes. İnsan kendisi için hisseder, elâlem için değil."