Hayatında korkunç pek çok gün olacağını düşün, ama bunlardan en korkuncu anneni yitireceğin gün olacaktır. Enrico, hayatta pek çok savaş vermiş,güçlü kuvvetli bir adam olacağın zaman, savunmasız ve tesellisiz zavallı bir çocuk gibi annenin kollarına atılıp, hıçkıra hıçkıra ağlamak, onu kollarını kocaman açmış halde görmek ve onun sesini bir an olsun tekrar duymak arzusuyla kıvranacak, ona yakaracaksın. İşte o gün geldiğinde, ona verdiğin her üzüntüyü nasıl da hatırlayacak, her biri için vicdan azabı hissedip de nasıl da acı çekeceksin! Pişman olacaksın, af dileyeceksin,onu saygıyla anacaksın ama fayda etmeyecek,vicdanın sana rahat vermeyecek, o tatlı ve şu çehrede daima ruhuna eziyet eden bir hüzün ve sitem bulacaksın.
Yıldızlar, sonsuzluklar kaybolur. Artık sadece kaçınılmaz alınyazısı ile başbaşa kalır. Zaman geçtikçe olgunlaşan ve tanımlanan alınyazısıyla o zalim ve insafsız alınyazısıyla.
Unutmak, her acıyı siler, arkada bırakırdı. Şarkı söylemek ise unutmak için en güzel çareydi. Çünkü insan şarkı söylerken daima sevdiği şeyleri düşünür.