Bu yaşama yetersizliği, dayandığı şeylerin böyle çabucak çürüyüverişleri nedendi?.. Ama bir yerlerde güçlü ve güzel biri, hem coşkunluk, hem incelikle dolu değerli bir insan, bir melek görünüşü altında bir ozan yüreği, şiirleri göklere kadar yükselen tunç telli bir saz varsa, niçin rastlantıyla gelip de kendisini bulmuyordu? Hiçbir şey aramak çabasına değmezdi zaten, her şey yalandı. Her gülümseme bir sıkıntı esnemesi, her sevinç bir lanet saklardı, her zevkin altında bir tiksinti gizliydi; en iyi öpüşler bile daha yüce, ama gerçekleştirilmez bir şehvet arzusundan başka bir şey bırakmazdı dudaklarınızda.
Sonra yatıştı, ona haksızlık ettiğini anladı. Ama sevdiklerimizi çekiştirmeye başladık mı onlardan kopmaya da başladık demektir. Putlara dokunmamalı; yaldızı ellerde kalır.
Cinsel istekler, para hırsları, tutkunun hüznü, hepsi, hepsi bir tek acıda birleşiyordu o zaman acısını kışkırtıyordu; her şeyde acı çekme fırsatları arıyor, düşüncesini bunlardan uzaklaştıracak yerde, daha çok bağlıyordu.
İyi yapılmamış bir yemek, aralık bir kapı sinirine dokunuyor, kendisinde bulunmayan bir kadife, eksik olan mutluluk, fazla yükseklerde dolaşan düşleri, fazla dar evi ona dert oluyordu.
Onu asıl deli eden, Charles'ın bu acıları anlar gibi görünmemesiydi.
"Benim de bir dinim var," diye yanıtladı eczacı, kendi dinim var, hatta ben daha dindarım onlardan, onların o gülünç törenleri, hokkabazlıkları yoktur benim dinimde! Ama Tanrı'ya taparım! Yüce Varlığa, yurttaşık ve babalık görevlerimizi yerine getirmemiz için bizi dünyaya getiren bir Yaratıcı'ya inanırım; nedir, nasıldır, bunun önemi yok! Ama kiliseye gitmeye, gümüş tepsiler öpmeye, bizden daha iyi beslenen bir sürü soytarının sırtını kalınlaştırmaya gelince, ben bunda yokum! Çünkü insan, Tanrısına saygısını bir koruda, bir tarlada, hatta eskisi gibi, gökyüzüne bakarak da sunabilir. Benim Tanrım, Sokrates'in, Franklin'in, Voltaire'in, Béranger'nin Tanrısıdır!