Gecenin yaylı ve süzülen bir hâli.
Sadece ay'ı görebilmek için, gecenin o süzülen sessizliğini hissetmek.
Yıldızları ve parlaklığı ile neşe saçan ay, ayaklarını birbirinin üstüne atıp onu izleyen bir karanlık silüet.
Sadece uzun uzun yürümek isteyen, bu yürüyüş yolunda sana tek eşlik edenin ay olduğunu görmek..
Ay yalnız bir insanı temsil ediyor olmalıydı, efsanevi inançların gözden kaçırdığı ve günümüz insanların anlamadığı bu olsa gerek. Yalnızlık basit bir karmaşıklık temsili
Yalnızlık ve muhafızları
Ağaçtan düşen güvercin toprak ile bütün olmuştu. tekrar uçamayacak hâle gelmişti bile. Artık özgürlüğü yok olmuştu sanki, ömür boyu yürümek onun için özgürlük olabilir miydi? Güvercin uzun süre göklerde yaşamıştı, ağaçların en tepesi onun barınağıydı. Yere düşünce birilerini gördü, dört ayaklı sürüngenler dolaşıyordu etrafta. Avcılık yaptığı zaman görmüştü yine birkaç sürüngen, ama bunlar hiç benzemiyordu öncekilere. Güvercin şaşkın bakışlar attı, dört bacaklı küçük sürüngenler güvercine bakıyordu, güvercin tırstı bu bakışlardan. Kendisini zayıf görüyordu, hangi güvercin bir ağaçtan düşerek sakat kalmıştı?
Güvercinin tragedyası-
Güneş batmış, ay parlamaya durmuş. Hava ayaz, yağmur iğne misali. Yokuş hafif dik, adımlarımız ne hızlı ne yavaş. Kalbimiz ay, heyecanımız neşeli bir ezgi. Saçların tan, yüzün ay. Sokak lambaları yarı aydınlık, binanın gölgesi yarım. Ağaçlar sık, ışıklar loş. Bahçe sessiz, biz Issız .
Duyarlılıkları büyük içsel yankılanmalar uyandırarak daima birlikte titreşen ve asabi mizaçları nesnelerin temel ilkeleriyle sürekli uyum içinde olan, keder ve haz karşısında ayrıcalıklara sahip bulunan o nadide varlıklar grubuna ait değil miyiz? Onları her şeyin uyumsuzluk içinde olduğu bir ortama koyduğunuzda, bu kişiler korkunç acılar çeker, ama buna koşut olarak kendilerine sempatik gelen düşüncelerle, duyumlarla ya da varlıklarla karşılaştığında hazları coşkunun doruklarına yükselir. Ama bizim için, felaketlerin, sadece aynı hastalıkla zedelenmiş ve birbirlerine çok benzeyen kavrayışların karşı karşıya geldiği ruhlarcs bilinen üçüncü bir yaşam alanı daha vardır. Bazen ne iyilikten ne de kötülükten etkileniriz; o zaman içimizdeki boşlukta harekete geçen dokunaklı bir org, hiçliğin yararsızlığına karşı isyan eden bir ruhun korkunç çelişkisini andırırcasına, nedensiz yere duygulanır, bir ezgi üretmeden ses çıkarır, sessizlikte yitip giden vurgular savurur! Gücümüzün, tıpkı bilinmeyen bir yaradan kanın boşalması gibi, tamamıyla tükendiği bezdirici oyunlar. Duyarlılık seller gibi akar, bunu günah çıkarma bölmesinin kulaklarının duymadığı korkunç çökkünlükler, betimlenemez melankoli izler. Ortak kaderimizi izah edebildim mi?