Yolculuğu, gecesi ne kadar kötü geçerse geçsin dönebileceği ve hiçbir şey olmamış gibi kendisini bekleyen bir evin olması, hayatındaki bütün tehlikeli işleri yapabilmesini sağlıyordu...
Oturduğumuz yerden uyanan okyanusun beyaz köpük kusan dalgalarını görebiliyorduk. Burası alkol, uyuşturucu, reggae ve seksin harmanlandığı kötü adamların cennetiydi...
"Fedakarlık, duyarlılık ve anlayış, artık ancak bir katili tasvir edebilir. Elimden gelse tüm insanlığın iyi niyetini üzerinden söker, onu sokak ortasında çırılçıplak bırakırdım." dedi.
"Turşu da istiyorum, soğan da!" demişti. Mercimek çorbasına da ıspanağa da soğan yakışırdı. Ekmeği nasıl bu kadar ince doğrayabiliyorlardı? İki garsonun masalardan birine oturup pirinç ayıklaması ne hoştu. Duvarda fotoğrafı olan adam lokantanın sahibi miydi? Pul biber yok muydu acaba? Biraz da peçete; soğuktan sıcağa geçince akmaya başlayan burnu için.