Sessiz bir uçurumun başındayım
Soğuk ve kimsesiz
Bir kuş uçuyor üstümden
Bir de bulut geçiyor
Harbi ben neden burdayım
Aşağıda dikikler
Her an beni aralarına alıp parçalayacaklar
Hayır olmaz yapamam
Gidemem onlara
Ama arkada bir mecburiyet
Hırıltılar yaklaşıyor
Bir koku geliyor burnuma
O iğrenç nefes giderek artıyor
Kaçış yok ya canavara yem olucam
Ya da dikiklere kurban
İkisinin de ucunda ölüm
Silah da tek kurşun
Doğru yaparsam eğer
Yaşama bir umut
Ama yapamazsam eğer
Canavara bir kovuk
Son çare canavar göründü
Nişan al ateş
Yüzüme gelen siyah sıvı
Koskoca canavarı yıktı tek kurşun
Kurtuldum...
Gerçekten kurtuldum...
Mısra Fındıklı
İşte kara göründü, kara göründü…
Mavi denizin karanlığında
Yeşil bir ada belirdi.
Kuş sesleri yankılandı kulaklarda,
Uzun zamandır mavinin kucağında
Gizli kalan bir nokta…
Aradığımız bu mu, bilinmez;
Zaten ne aradığımızı da unuttuk ya.
Issız deryada
Kayıp bir avuç korsan…
Ne bir harita var ellerinde
Ne de bir pusula.
Sadece kuzeyi gösteren bir yıldız,
Ve denizin, balinaların sesi.
Sonunda kavuşulan karanın gamzesi…
Bir avuç toprağa hasret denizciler,
Atıldılar yeşilin koynuna.
Öptüler kumların her zerresini.
Kavuşmanın mutluluğu,
Hasretin son bulduğu an…
İşte o an, kara göründü.
Mısra Fındıklı
Siyah bir gecenin beyaz yıldızı,
Parla, parlayabildiğin kadar.
Aydınlat etrafını,
Göster herkese yeteneğini.
İnanma kimseye,
“Küçüksün” diyenlere.
Görsünler karanlıkta,
Kutup yıldızı olduğunu.
Yıldızlar içinde yol gösteren,
Tıpkı bir deniz feneri gibi,
Kurtarıcı olduğunu
Görsünler nice canlara
Umut olduğunu...
Mısra Fındıklı
Bir adam görüyorum karanlıkta
Elinde bir kutu ona bakıyor
Kutunun içinde bir balerin
Müzik eşliğinde çıkıyor
Adamda belli belirsiz
Bir gülümseme
Derin bir nefes alıyor
Kutuyu yere koyup
Ayağa kalkıyor
Üstünde durduğu köprü
Sanki bir an kayıyor
Tutunduğu korkuluk
Elinde sallanıyor
Altında akan dere
Bir an devasa oluyor
Zihni düşüncelerle
Boşlukta yitiyor
Ellerimden bir anda
Yok oluyor
Az önce baktığı su
O an onun mezarı oluyor...
Mısra Fındıklı