Bana sık sık şu soruyu soruyorlar: Kadın hoşa gitmeyi reddetmeli mi? Eğer beğenilmek kadının onu bir nesne yapmak için imal edilen tüm ürünlerin büyük tüketicisi olmayı kabul etmesi ve aynı zamanda pazarları yenilemek için mükemmel bir fırsat olması anlamına gelirse yanıtım "evet"tir. Narsisizme hayır. Hoşa giden bir kadın güzellik salonlarından geçmek zorunda değildir. Bence doğallıkla ve rahatlıkla kendisi olan kadın çok çekicidir. Kadının kendisi olması nedir? Kalıplardan sıyrılması ve toplumun bize kabul ettirmek istediği erkek imgesine bağımlı olmayı reddetmesidir.
Tüm uzmanlar şunu doğruluyorlar: Deliler ve kişilik bozukluğu olanlar bu çocuklardan çıkıyor. Çok basit bir nedenle: Genelde , hamileliği istemeyen bir anne ölü bir çocuk doğurmak istemez, çünkü istenmeyen bir çocuğun ölü doğması bir bilinçaltı isteğidir. Bu şartlarda doğan bir çocuk, bütün yaşamında istenmeyi arzu eder. Bu, yaşama kötü bir başlangıçtır. çünkü annesi onu aldırmak istemiştir! Bu çocuklar yaşam tarafından yaralanmadan yara almış olurlar. Çocuk aldırmayı istemiş olan, ama bunu başaramayan ve şiddetle reddettikleri bir hamileliği sonuna kadar götüren annelerde iki klasik tutum görüyoruz: Baskı ya da aşırı koruma. Bu iki tutum da çocukta saldırgan ve marazi davranışlara yol açar. Bu davranışlar, özgür olarak dünyaya getirdiğimiz çocuklar için istediklerimizin tam tersidir.
Tanrıya inanmayanlar ve benim gibi ruhun varlığı ya da yokluğu üzerinde tartışmanın gereksiz olduğunu düşünenler için şunu söyleyeceğim: Ceninin gerçek "ruh"u başka insanların arzusuyla ve annenin sevgisiyle doğmak, gelişmektir. İnsan yal-nızca biyolojik bir varlık değildir. Aynı zamanda karşılanan bir varlıktır. Bu erişkinler için doğru olduğu gibi yeni doğan çocuk için daha da doğrudur. İnsanın doğmadan önce bir yeri olması, insan için gerekli bir boyuttur. Ve ben çok sözü edilen "saygıyı bu insani yöne bağlıyorum. Kadın, sevginin sevinci olmadan yaşam verirse: yaşam vermek, yaşam çağrısına annenin bilinçli ya da bilinçsiz- yanıtı değilse, bu artık yaşam vermek değildir Bu, çocuğun duygusal bir boşluk içine fırlatılıp atılmasıdır.
Ev kadını, sözcüğün tüm anlamlarıyla eve hapsedilmiştir. Gerçek dünya ile hiçbir ilişkisi yoktur ve her gün aynı işleri yapmak zorundadır. Kadına kapatılan dünya kararların alındığı dünyadır, ekonomi dünyasıdır, politika dünyasıdır, kısaca erkeklerin dünyasıdır. Kadın bu dünyaya paralel başka bir dünyada, bir tür gettoda yaşar. Kadının dünyasında yapılan işlerin üretken olmadığına karar verilmiştir. Üstelik, evine tıkılıp kalmış kadının didinerek yaptığı işler çamaşır, yemek, ütü, ev temizliği gibi bilim adına, Marx adına, Gayrı Safi Milli Hası-la'ya dahil olmamaktadır.
Örneğin, her işi yapan bir hizmetçi-ev hanımının yerine, ücretle çalışan bir gerçek hizmetçi koyun. Kadının evde yaptığı iş, bir tür soyluluk ve piyasa değeri kazanır böylece.