Kitabın kapağını okuyunca entrika ve bol kaoslu bir şeyler okurum sanmıştım ama hiç de öyle bir kitap değilmiş. Bir taraftan bu olmadığı için okurken biraz sıktı ama iyi tarafı kitaptaki iki kadının birbirine düşman olmaması, birbirlerinin kuyusunu kazmaya çalışmaması çok iyiydi.
Sophy, hiç beklediğim gibi bir karakter çıkmadı. Ben klasik ikinci kadınlar gibi tehdit, intikam gibi işlere kalkar diye düşünmüştüm ama aradan çekilip evleneceği kişiden bile ayrıldı. İşini kaybetti ve büyük ihtimal hayallerine de ulaşamadı. Sanırım en üzüldüğüm kişi o oldu bu hikayede.
Anna ise gerçekten çok asil bir kadındı. Çevresindekilere sonsuz bir merhameti var. Sophy'e yaklaşımı bence çok iyiydi. Sadece Darrow ile olan ilişkisinde bir ayrılıp bir tekrar barışmak gibi şeyler yapıp saçmalasada daha sonra onu anlayabildim. Kalbe düşen şüphenin insanı ne hale getirdiğini çok iyi anlatmış yazar.
Bu hikayede bir şerefsiz arıyorsanız o kişi Darrow olacak yaratıktır kesinlikle. Anlık egosu kırıldı diye sevdiği kadına ihanet eden, kırılan egosunu güç gösterileri ile genç ve tecrübesiz bir kız üzerinden tatmin eden aşağılık herifin teki. Kitap boyunca Sophy'i, Anna'yı, Owen'i manipüle edip durdu. Nefret ettim bu karakterden ve umarım yalnız başına ölüp gitmişsindir.
Kitap kimi zaman sinir etti, kimi zaman üzdü, kimi zaman sıktı ama yine de acaba bu dörtlünün sonu nasıl olacak diye sonuna kadar okuttu. Keşke okutmasaydı ama. Çünkü kitabın bir sonu yok karakterlerin sonu sadece varsayım. Kitap yarıda biter gibi bitiyor. Anna ve Darrow onca sene sonra evlenebildi mi? Sophy ve Owen gerçekten kendi yollarına mı gittiler yoksa Anna'nın şüphelendiği gibi mi oldu? Bunların bir cevabı yok. Gerçi yazar son söz de neden böyle yaptığını açıklamış ama bana pek geçmedi. Böyle olunca da haliyle kendinizi