"Bir insan duyduğu her duyguyu. ruhundan kopup gelen her coşkuyu açıklamaya, hatta kardeşçe duyduğu acıma ve şefkat duygularını açıklamaya zorunlu mu?"
Bu hayatta kimseye hiçbir şeyi tam olarak anlatamayacağını anlamıştı. Biri için ölüm kalım meselesi olan, diğerinin gözünde toz kadardı. İsa çevresindeki mezarlara baktı ve iyi ki ölüyorlar, dedi içinden. İnsanoğlunun, hak ettiği için öldüğüne o gün inandı.
Derdâ durdu. Anne de durdu. Derdâ konuştu. Anne duydu.
"Ben ölüyüm! Bunu anlayabiliyor musun? Ölü! Sadece daha gömülmedim, o kadar."
Anne güldü.
"Bir ölüye göre fazla nefes alıyorsun."
Kişinin benliğini kırmanın birinci șartı, sopalarla dövmek değil, sahip olduğu adı reddetmekti. Sonra da yeni
bir ad koymak. Sahip, ad koyandı. Evcil hayvanına ad veren bir çocuk ya da sırf kendilerine göre doğuda diye koca bir
coğrafyaya Doğu diyen ve bu adı orada yaşayanlara da kabul ettirmiş olan Amerikalı ve Avrupallar gibi!