Sude

Sude
@Solivaganotes
ne bilsin, olağanüstü hallerin ta kendisiyim. dokuz canlı bir kediyim, sekizini yitirdim, ne bilsin.
Ne olursa olsun hiçbir şeyi fazla abartmamak lazım, bunu yapmak bana başkalarına olduğundan daha kolay geliyor. Yine de tutukluluğumun başlarında, en zoru, özgür insanlar gibi düşünmekti. Mesela kumsalda olmayı ve denize doğru yürümeyi arzuluyordum. Tabanlarımın altında ilk dalgaların sesini, vücudumun suya girişini ve bunun bana verdiği rahatlamayı hayal edince, birdenbire hücremin duvarlarının üzerime üzerime geldiğini hissediyordum. Ancak bu birkaç ay sürdü. Sonrasında sadece mahkûmlar gibi düşünmeye başladım. Avluda yaptığım günlük yürüyüşü ya da avukatımın ziyaretini bekler olmuştum. Zamanımın geri kalanında gayet iyi idare ediyordum. O zaman sık sık, beni kuru bir ağacın kovuğunda, başımın üzerindeki çiçekli gökyüzüne bakmaktan başka bir meşgalem olmadan yaşamaya zorlasalar buna da usul usul alışır, yaşar giderim diye düşünüyordum. Nasıl ki burada avukatımın tuhaf kravatlarını görmeyi bekliyorsam, başka bir âlemde de Marie'yi kucaklayıp sımsıkı sarılmak için cumartesileri sabırla beklemişsem, kuşların geçişini ya da bulutların gökte karşılaşmalarını da öyle beklerdim. Oysa şöyle bir düşününce, kuru bir ağaç kovuğunda yaşamıyordum. Benden daha acınacak durumda olanlar vardı. Annenin düşüncesiydi bu; insan eninde sonunda her şeye alışır, diye tekrarlar dururdu sık sık.
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Aşkımdır aslında tüm sevgim İyicilliğim değil, Ezici, zorba bir aşk, Kötüklüksever, kıskanç olan. Belkide sevemeninin Yitikliğini barındıran Tuhaf arzu köşelerinde.
"Galiba söylemeliyim," dedim yavaşça. "Bundan utanmıyorum. İnsan başına gelen bir şeyden utanmamalı. Çok kabaydı, küstahtı ve minnet hissetmiyordu, ama onu anladığımı sanıyorum. Bu aynen bir köpeği zincirlemek -ya da ona kötü davranmak gibi bir şey- böyle bir durumda onun önüne geleni ısırmamasını bekleyemezsiniz. Bu kadar doğal bir şey bu. O da aynen bu durumdaydı - Öfkeli ve acımasız. Onu neden koruduğumu bilmiyorum ama koruyorum işte. Bir şekilde önemsiyorum. Onu bir kez görmek tüm yaşamımı altüst etmeye yetti. Onu seviyorum. İstiyorum. Gerekirse Afrika'nın tamamını yalınayak bir ucundan diğerine kadar yürüyerek dolaşır onu bulur ve beni sevmesi için yalvarırım. Onun için ölebilirim. Onun için çalışır, kölesi olur, hatta isterse onun için dilenebilir ya da borç bile alabilirim. İşte... şimdi öğrendin artık."

Sude

, bir kitap okudu
Puan vermedi·208 syf.·
25 saatte okudu
·
Okunma: 04 Mayıs 2025 00:00
·
2025 3. kitabı
Fyodor Dostoyevski
7.5/10 · 102bin okunma
"Hadi, ne oldu rüyalarına?" Başımı üzgün üzgün sallayıp "Yıllar nasıl geçiyor!..." diye mırıldanmaktan başka verecek cevabım yok. Yeniden soruyorum kendime: "Gençlik yıllarını nasıl geçirdin? En mutlu anlarını nereye gömdün? Gerçekten yaşadın mı sen? Bak dünyada her şey nasıl gittikçe soğuyor, görüyor musun? Ve biliyorum ki, daha birçok yıllar böyle gelip geçecek ve arkasından da korkunç yalnızlık bir yılan gibi yavaş yavaş sürünerek gelecek. Arkasından sendeleyen yaşlılık da iki koltuk değneği arasında, topallaya topallaya çıkacak karşıma ve hepsinin arkasından da kimsesizlik, perişanlık ve ümitsizlik... Hayal dünyası sönecek, rüyalar solacak ve sonbahar yaprakları gibi sararıp tek tek düşüp çürüyecek..." Ah Nastenka, öyle tek başına üzgün kalmak, tamamıyla terk edilmiş olmak ne kadar acı olacak! Yapayalnız, ümitsiz ve hatta pişmanlık duyacak bir şey dahi yaşamış olmadan eriyip gitmek! Geride aptalca rüyalardan, budalaca hayallerden başka bir şey bırakmadan, bir hiç, yuvarlak bir sıfır olarak çekip gitmek!..