Bugüne kadar okurken en zorlandığım kitap diyebilirim. Ama okuduğun en iyi kitaplardan biri de diyebilirim.
Okuyucunun okurken zorlanmasının sebebi kitap çok soyut konular üzerine konuşuyor. Yoğun bir mesleki terminoloji barındırıyor. Yazar her ne kadar soyut konuları örneklendirerek ve okuyucu üzerinde deneyler yaparak gidermeye çalışsa da bunu yapmadığı bölümleri okumakta zorlandım.
Yazar beynimizin çalışma prensibini ve karar verme sürecimizi 2 sisteme ayırıyor.
1. Sistem hızlı düşünen sezgisel sistem
2. Sistem ise yavaş düşünen analitik ve mantıksal sistem
İçerisinde hem kendi bilimsel çalışmalarından, deney ve gözlemlerinden bahsediyor, hem de başka bilim insanlarının çalışmalarına yer veriyor. Ayrıca bu çalışmaları okur üzerinde uyguluyor. Dolayısıyla Okur edilgen değil etken tarafta. Her bu uygulamadan sonra da cidden yazarın dediği sonuç çıkıyor.
Kitabın bir kısmında kabaca parayla mutluluk yaşanıp yaşanmayacağı klişesine de değiniyor. Tespiti çok güzel, temelde parasızlık yani fakirliğin kesin mutsuzluk getireceğini belirtiyor ancak çok para da doğru orantılı olarak çok mutluluk anlamına gelmiyor. Zira para ile mutluluk arasındaki ilişkiyi bir parabole benzetirsek bunun bir doyum noktası, tepe noktası var. Yani çok fazla para artık yaşadığın mutluluğu ya aynı seviyede bırakıyor ya da bir miktar düşürüyor, mutluluğunu yükseltmiyor. Bunun sebeplerinden başlıcası çok fazla paran olunca küçük zevklerin de köreliyor. Çok yerinde bir tespit olduğunu düşünüyorum.