Öfkelenmemizin sebebi çocuğumuzun
yaptığı ya da yapmadığı şeyler olmaktan çok,gerçeklerin hayalimizden çok uzaklaşmış olmasıdır.Biz de,çaresizce, gerçekleri hayalimize
yakınlaştırmak için zor kullanmaya, bağırıp çağırmaya ve ceza vermeye başlarız.
Çocuğumuz kendi algılarını, düşüncelerini, bakış açısını kenara koysun, bizimkini kabul etsin isteriz. Kendi gördüğümüzün hayatın tek
gerçeği olduğunu sanırız…
Lakin çocuğun duyguları, çocuk için önemli olan olayların neticesinde ortaya
çıkar. Olay bizim için hiç önemli olmasa, hatta gereksiz bile olsa, işin
özü çocuğumuz için ne derece önemli ve gerekli olduğudur. Zira ‘hayatta daha büyük üzüntüler var, senin ağladığın şeye bak’ tarzı bir küçümseme, çocuğumuzda anlaşılmama,duyulmama, değer görmeme hisleri ortaya çıkarmış olur. Duyulmadığını düşünen çocuk, kendini duyurmak için hırçınlaşır. Bu da biz anneleri daha da çok öfkelendiren bir girdaba sürükler.
Oysa duygular anlıktır,genellenmez, kişilik özellikleri olarak ifade
edilmez.Mesela ben örümcekten korkan bir yetişkin olabilirim ama
bu korkum benim kişilik özelliğim olarak ‘korkak bir insan' olduğumu
göstermez.Sadece örümcekten korktuğumu gösterir çünkü bir şeyden
korkmakla,genel anlamda korkak olmak farklı şeylerdir…