Paul asla yalnız olmayacağını, gereksiz acılar çekmeyeceğini biliyordu. Ölmeden birkaç hafta önce yatağımızda yatarken "Basım böyle göğsünün üstündeyken rahat nefes alabiliyor musun?" diye sorduğumda, Paul bana, "Nefes almamın başka bir yolunu bilmiyorum ki," diye yanıt vermişti. Birbirimizin hayatında derin anlamlar içeren bir yerimiz vardı ve bu bana bahşedilen en büyük lütuflardan biriydi.
Bir hastayı beyin ameliyatı yapmadan önce, ilkin onun zihnini anlamam gerektiğini fark etmiştim: Onun kişiliğini,değerlerini,hayatını yaşamaya değer kılan şeyin ne olduğunu ve o hayatın sona ermesini makul kılacak yıkımın boyutunu anlamak önemliydi. İnsanın başarma azmi yüksek olunca, karşılığında ödediği bedel de yüksek oluyor, kaçınılmaz başarısızlıklar insanın omuzlarına dayanılması zor bir vicdan azabı yüklüyor. Ama hekimliği kutsal ve zor kılan da zaten bu yüktü: Bir başkasının derdini yüklenmek için bazen o ağırlığın altında ezilmek gerekiyordu.
Kaldı ki, daha sonra düzeltilmesi olanaksız birtakım yanlışlara düşmemek için, bir insanı değerlendirirken hiç acele etmemek ve ona karşı son derece dikkatli, temkinli davranmak gerek.