Büyük bilginler, daima derin bir entelektüel namusluluk taşırlar. Realite, onları nereye sürüklerse oraya giderler. Hakikatin yerine asla kendi arzu ettikleri şeyi koymaya, bu hakikat rahatsız edici ise asla onu gizlemeye çalışmazlar.
Bir uzmanın sivrilmesi, onu daha tehlikeli yapıyor. Büyük keşifler veya faydalı icatlarla tanınmış olan bilginler, bir konudaki bilgilerinin diğer bütün konuları da içine aldığına inanırlar. Mesela Edison, felsefe ve din üzerindeki görüşlerini halka bildirmekte tereddüt etmiyordu ve halk da bu yeni konularda onun öteki konularda olduğu kadar otoriter olduğunu sanarak sözlerini saygı ile karşılıyordu. İşte bu suretle, bilmedikleri şeyleri öğretmeye kalkışan büyük adamlar, insanlığın bir sahada terakkisine katkıda bulunurken diğer bir sahada bu terakkiyi geciktiriyorlar.