"Ve bu koca kitap, upuzun bir şikâyettir. Yazılıp bittikten sonra, Só şiirleri Portekiz’in en hüzünlü kitabı olmaktan çıkacak." (s. 489)
Pessoa ile tanışmam, bundan üç yıl kadar önce fakültede herhangi bir dersin ortasındayken bir arkadaşımın çantasından çıkarıp masasının üzerine koyduğu Huzursuzluğun Kitabı sayesinde olmuştu. Hem Fernando Pessoa ismi hem de Huzursuzluğun Kitabı gibi bir isim oldukça ilgimi çekmiş ve o gün kitaba dair ufak bir araştırma sonucunda mutlaka okunması gereken bir kitap olduğunda karar kılmıştım. Arkadaşımla kitap üzerine bazen konuşur, henüz okumadığımız bir yazara ve kitabına övgüler yağdırırdık. Hakkında bildiklerimiz sadece; araştırarak öğrendiğimiz birkaç bilgi ve de onu okuyan ortak bir arkadaştan duyduğumuz yarım yamalak bazı fikirlerdi, ama yine de tuhaf bir şekilde Pessoa gönlümüze taht kurabilmiş, kendini oldukça sevdirebilmişti. Aradan zaman geçti, Huzursuzluğun Kitabı hep aklımın bir köşesinde durup, okunacağı zamanı bekledi, ta ki şimdiye dek...
Fernando Pessoa, kendi düş dünyasında farklı karakterler yaratmış ve onların her birini bir kimlik, bir yaşam felsefesi, bir bakiş açısıyla donatmıştır. "Kendimde farklı kişilikler yarattım, yenilerini yaratmaya da aralıksız devam ediyorum. Her düşüm doğar doğmaz bir başkası olup canlanıyor, o başkası da benim yerime düş görmeye başlıyor." (s. 370) diyerek bu duruma işaret ediyor. Huzursuzluğun Kitabı da Albert Camus'un "Oldum olası içimde biri, tüm gücüyle, hiç kimse olmamaya çalışıyor.” sözündeki hiç kimse olmamaya çalışan Pesso'nın hayali karakterlerinden biri olan Bernardo Soares'in günlüğüdür. Yer yer kendisi ile karakterinin iç dünyalarının bir arada verildiği bir anlatıdır da denilebilir aynı zamanda. Olağanüstü bir duyarlılığa sahip, sezgileri son derece açık ve hassas olan