Sanatın hayatın süsü, albenisi olduğu gerçeği benim için
apaçıktı. Ancak hayat benim için cazibesini yitirmişken, benim
eserlerim başka insanları nasıl cezbedecekti? Kendi hayatımı yaşı-
yor olmadıkça, başka bir hayatın dalgaları beni taşıyor oldukça -
hayatın bir anlamı olduğuna inandıkça, ama bu anlamı tanımla-
yamadıkça- hayatın, sanatın her türündeki yansımaları bana zevk
veriyordu; hayata sanatın aynasından bakmak zevkli bir uğraştı. Ne
var ki, hayatın anlamını aramaya başlayıp da kendi hayatımı
yaşama zorunluluğunu hissetmeye başlayınca, o ayna benim için
gereksiz, lüzumsuz, saçma ve acı veren bir şeyoldu. Artık aynada
gördüklerimle kendimi avutamıyordum, çünkü aynada durumumun
aptalca ve ümitsiz olduğunu görüyordum.