... Ve insan, içinde uzun süredir oturduğu bir odayı terk edecek olduğunda, gitmeden önce tuhaf tuhaf sağa sola bakınır. Burada da henüz keşfedilmemiş olan bir şey kalmıştır geride. İnsan onu da yanına alır ve ne olup olmadığına başka bir yerde bakar.
"Bir devlet insanları ölüme gönderdiğinde, kendisine Anavatan der." Bu alıntı, Bertolt Brecht de dâhil olmak üzere farklı yazarlara atfedilir. 1916'da, henüz ergenlik çağındayken, okulda kendisinden bir kompozisyon yazması istenmiş ve konu Horatius'tan alınmıştır: Dulce et decorum est pro patria mori (Vatan için ölmek tatlı ve onurludur).
Brecht şöyle yazmıştır:
Ölmenin sözde tatlı ve onurlu olduğu iddiası, ancak belirli bir amaca hizmet eden ucuz bir propaganda biçimi olarak görülebilir. İster yatakta ister savaş alanında olsun, hayatla vedalaşmak her zaman zordur ve bu, özellikle de hayatının baharındaki gençler için daha da zordur. Sadece kuş beyinli ahmaklar, bu karanlık kapılardan geçmenin kolay olduğunu söyleyecek kadar kendini beğenmiş olabilir ve bunu da ancak, son saatlerinin hâlâ çok uzak olduğundan emin olduklarında dile getirirler.
Psikanaliz yitirilmiş cennetle vaat edilmiş cennet arasındaki suçlu insana ne yitirilmiş ne de vaat edilmiş bir cennet olmadığını söyler. Ama insan gene de vazgeçmek zorundadır. Çünkü isterse vazgeçmesin! Varoluşçularsa kendini dünyaya atılmış olarak bulan insanın esas sorununun seçmek ve bunun doğurduğu sıkıntı olduğunu söyleyecektir. Oysa psikanalize göre esas sorun seçmek değil vazgeçmektir. Ve bu durumdaki insanın kökensel değilse de olgun durumu sıkıntı değil çaresizlik ve üzüntüdür, depresif durumdur. Ama psikanalitik vazgeçme insanın kendi vahşi esasını reddetmek, inkâr etmek ya da bastırmak anlamına da gelmez. Tam tersine insanın kendi hayvani özelliklerini görmesi, kabul etmesi yoluyla onlar karşısında bir mesafe alması, kendinde ve başkasında insani olan hiçbir şeyi inkâr etmeden, bastırmadan, farkında olarak ama belli bir mesafeden kontrol ederek yaşaması gerektiğini söyler.
Bir insanın yaşam karşısındaki hıncı iki temel nedenden kaynaklanır: Yaşamın acısı ve ıstırabının önemsiz veya ereksiz olduğu anlamsız bir insanlık durumuna karşı duyulan öfkeden ve küçük bir azınlığın yararına başkalarına zarar, ziyan ve sömürü dayatan toplumsal ve politik kurumlar düzeninden.